Gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yaralı, “doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur. Bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması fevkalade önemlidir” dedi.

AA
Güncelleme: 13:49 TSI 03 Aralık 2005 Cumartesi

ANKARA - Prof. Dr. Hakan Yaralı, 35 yaşından sonra gebe kalamama süresinin uzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, “yan yollarda dolaşmadan”, tüp bebek başta olmak üzere etkin tedavi yöntemlerini önerdiklerini söyledi.

Gebelik ve tüp bebek konusunda bilinmesi gerekenler hakkında bilgi veren Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebekte yumurtalık rezervinin, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını, yeni yumurta yapma şanslarının olmadığını anlatan

Yaralı, anne karnındaki 5 aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek bir milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini anlattı. 35 yaştan sonra daha hızlı bir kayıp yaşandığını bildiren Yaralı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin bir marketten 100 kilo elma alıyorsunuz ve başka elma alma hakkınız yok. Her misafir geldiğinde elma ikram ediyorsunuz, zaman içinde elma stoğunuz azalıyor. Hem de hataya yatkın elmalar geride kalıyor. Çünkü bir yumurta birinci ve ikinci olgunlaşma bölünmelerini yaptıktan sonra döllenebilir hale gelir. Yumurtaların 35, özellikle de 38 yaştan sonra birinci olgunlaşma bölünmesi esnasında hataya yatkınlığı artar. Bu nedenle 35-38 yaşları arasında düşük oranları da artmaktadır.”

YUMURTALIK REZERVİ ÖNEMLİ
Tüp bebekte başarının koşullarını da değerlendiren Yaralı, her birbasamağın verimliliğinin yüzde yüz olmadığını söyledi. Olgun yumurta elde edilecek yapılara “folikül” adı verildiğini ifade eden Yaralı, 16 milimetre çapından büyük foliküllerden olgun yumurta elde edilebildiğini bildirdi.

Yumurtalık rezervinde, başka bir deyişle çok yumurta veya folikül yapma yeteneğinde azalma bulunduğu takdirde, bunun derecesine göre gebelik şansının da azaldığını ifade eden Yaralı, şunları kaydetti:
“Kadının yaşının yanı sıra, birtakım bağımsız risk faktörleri vardır ki, bunlar da yumurtalık rezervini azaltırlar. Bunlardan biri yumurtalıklarda geçirilmiş kist cerrahisidir. Hastalarımızın şunu çok iyi bilmeleri gereklidir ki, gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerekiyor. Doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması fevkalade önemlidir. Elbette bazı kistler vardır ki, cerrahi tedavi gerektirir. Ama bu cerrahi tedavi esnasında mikrocerrahi prensiplerine göre yumurtalığa en az zarar verecek şekilde kistin çıkarılması esastır. Bu ne kadar iyi koşullarda yapılsada yumurtalığa bir travmadır. Bunun vermiş olduğu hasarın derecesi de daha sonraki yumurta rezervi açısından belirleyicidir.”

“SİGARANIN YUMURTALIK REZERVİNE ETKİSİ”
Yumurtalardan birinin alınmış olmasının da yumurtalık rezervini etkilediğini bildiren Yaralı, ağır sigara tiryakiliğinin de bunu etkileyen en önemli etkenler arasında bulunduğunu söyledi. Yaralı, “Günde 10’dan fazla sigara içiminin, gerek hayvan gerek insan çalışmalarında yumurtalık rezervini fevkalade olumsuz yönde etkilediğine dair kesin deliller var” dedi. Yaralı, rahimdeki endrometriosis hastalığının da yumurtalık rezervini azalttığını söyledi.

Söz konusu 5 bağımsız risk faktörünün, derecesine göre yumurtalıkların yumurta yapma yeteneğinde azalma olduğunu, bunun da derecesine göre gebelik şansında azalma yarattığını ifade eden Yaralı,şunları belirtti:
“Aslında 35 çok genç bir yaş ama doğurganlık kapsamında orta şeker bir yaş. 38 yaşından sonra da ayların hesabını yapıyoruz. Dolayısıyla saygın bir tüp bebek merkezinde ortalama olarak başarı şansı, 30 yaşın altında yüzde 54-58’ler arasında, 30-35 yaş arasında ise yüzde 50 civarındadır. 35-38 yaş arasında azalmaya başlar.”

38-40 yaş arasında oranların yüzde 35-40’lara düştüğünü, 40 yaşından itibaren de yaklaşık olarak yüzde 25’ler civarında olduğunu anlatan Yaralı, 44-45 yaşında ise tüp bebekte başarı şansının, sıfıra indiğini belirtti. Yaralı, “35 yaşından sonra gebe kalamama süresininuzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, çok fazla vakit geçirmeden, hızlı ve yan yollarda dolaşmadan, tüp bebek başta olmak üzere etkin tedavi yöntemlerini öneriyoruz” diye konuştu.

“38’DEN SONRA AYLARIN HESABINI YAPIYORUZ”
Normal yollardan gebe kalamama süresi çok uzun olmasa bile, 38 yaşından sonra ayların hesabını yaptıklarını anlatan Yaralı, bu nedenle bu yaş grubundaki kadınlara öncelikle tüp bebeği düşünmeleriniönerdi. Yumurtalık rezervini anlamak için kan testi yapılabildiğini ve ultrasonda “antral folikül” denilen küçük yumurtaların sayılabildiğini ifade eden Yaralı, bunun kendilerine çok iyi yol gösterebildiğini, ama antral folikül sayısının az olması ve kan tetkiklerinin olumsuz olması halinde bu hastaların vakit geçirmeden tüp bebeği düşünmelerinde yarar olduğunu bildirdi. Yaralı, 38 yaşındaki bir kadının normal yollarından hamile kalmak için kendisine ne kadar bir süre tanıması gerektiği sorusu üzerine, “Bunda bir dolu parametreye ihtiyaç bulunduğunu” yanıtını verdi.

Yaralı, bu kişilerin ne kadar süredir evli olduğu, daha önce bir gebelik öyküsünün olup olmadığı gibi parametrelere bakılarak, diğer faktörlerde de bir problem yoksa beklenebileceğini kaydederek, şöyle devam etti:
“Tüp bebek öncesi yumurtlatma, aşılama gibi basit, kolay, ucuz ama başarı şansı sınırlı tedavi seçenekleri denenebilir. Ama sadece şunu söylemek istiyorum, aylar, yıllar boyu yan yollarda dolaşmasınlar. Acil, hemen bu ay, gelecek ay tüp bebek demiyorum ama bu hastalarda 38 yaş sonrasında ayların hesabının yapıldığını, çok fazla yan yollarda dolaşma lüksü olmadığını ifade etmek istiyorum.”

Yaralı, ancak yaşla ilgisi olmayan, tüplerde ağır zedelenme ya da ağır sperm probleminin bulunması gibi hallerde, tüp bebek tedavisine yönelmenin şart olduğunu söyledi.

Devlet memurları, Bağkur’lular ve yeşil kart sahiplerinden sonra, sigortalılar da, tüp bebek tedavisinde sosyal güvenceden yararlanabilecek.

Türkiye’de, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan en az 150 bin çift bulunuyor. Bunların da en az 70 binini sigortalı hastaların oluşturduğu tahmin ediliyor.

SSK’dan tüp bebek müjdesi

Artık sigortalı hastalar da tüp bebek tedavisinden sosyal güvence kapsamında yararlanabilecek. Türkiye’de tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan 150 bin kişinin tahmini olarak 70 binini sigortalılar oluşturuyor.

2004 yılında 23 bin tüp bebek uygulaması yapıldığını belirten Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre sigortalı hastaların da tedavi kapsamına alınmasıyla bu sayı en az yüzde 25 oranında artacak.

Türkiye’de şu an 26’sı devlet, 40’ı özel olmak üzere 66 tüp bebek merkezi bulunuyor.

Kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL özel sağlık kurumlarında 3 bin 500 YTL’ye uygulanan tüp bebek yönteminde, devlet memurları, bağ-kur ve yeşil kartlılar, ilaçlar için yüzde 20 katkı payı ödüyorlar. Tedavi masrafları için de devletin 1 milyar lira civarında bir katkısı oluyor. SSK’lıların da aynı koşullara tabi olması bekleniyor.

Ancak sigortalı hastalar için bir kısıtlama söz konusu. Sigortalılar şimdilik Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerle, üniversite hastanelerinde yapılacak tüp bebek tedavisinden yararlanabilecek.

Türk Jinekoloji Derneği’ne Başkanı Prof Dr Bülent Tıraş’a göre bu kısıtlama “adil” değil. Sigortalı hastalara da devlet memuru, bağ-kur ve yeşil kartlılar gibi özel sağlık kuruluşlarına başvurma hakkının tanınması gerekiyor.

http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=618

ANKA

Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Doğum Hastanesi’nde bir ayda 49 bebeğin hayatını kaybetmesinin ardından Sağlık Bakanlığı çoğul gebelikleri önlemek için çalışma başlattı. 110 tüp bebek merkezinin yakın takibe alınacağı düzenlemede, anne rahmine çok sayıda embriyo yerleştirilmesinin önüne geçilerek, embriyo transferi sayısı 3’ten 2’ye indirilecek. Tüp bebek merkezlerine ilişkin yeni kuralların getirileceği düzenlemeye göre, bu merkezlere, riskli gebenin takip edilebileceği, doğumun ve gerekiyorsa bebeğin yoğun bakımının da yaptırılabileceği bir merkez olması şartı koşulacak. Ayrıca mevcut merkezlere, riskli yenidoğanların takibinin yapılabileceği bir yoğunbakım merkezi ile anlaşma yapma zorunluluğu getirilerek, tüp bebek işlemlerinin yapılabilmesine, ancak bu koşullarda müsaade edilecek.

Sağlık Bakanlığı’nın merkezlere ilişkin yeni düzenlemesi tüp bebek merkezlerini “isyan” ettirdi. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Traş, düzenleme ile yeni açılacak olan tüp bebek merkezlerine yenidoğan ünitesi olmaz ya da hastane içinde bulunmazlarsa ruhsat verilmeyeceğini söyleyerek “Normalde bir yenidoğan merkezini, tüp bebek merkezlerinin açması bizim açımızdan normal bir uygulama değil. Çünkü normal koşullarda yeni doğan üniteleri çok özelliği olan üniteler. Benim işim tüp bebek yaptırmak. Burası o koşullara uygun değil” dedi. Asıl işlerinin gebeliği sağlamak olduğunu belirten Traş, gebeliğin devamı ve takibinden sorumlu olmadıklarını bildirdi.

-BİZ GEBELİĞİ SAĞLAMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ, SONUCUNDAN SORUMLU OLMAYIZ -
Hastalarının farklı şehirlerden geldiğini ifade eden Prof. Dr. Traş, hasta takibinin bu açıdan da zor olacağını kaydetti. Prof. Dr. Bülent Traş şunları söyledi:
“Yenidoğan üniteleri zaten devlete bağlı kamu hastanelerinde var, üniversite hastanelerinde var, özel hastanelerde var. Dolayısıyla bu koşullar altında tüp bebek merkezlerinin yeni doğan merkezi kurması ya da yeni doğan üniteleri bağlantılı olması anlamsız. Diyelim Trabzon’dan gelen bir hastaya tüp bebek yaptırdık. Ancak hasta Trabzon’a döndü. Doğumunu orada yaptı. Biz gebeliğini, doğumunu takip etmiyoruz ki hastanın. Zaten oradaki hastayı nasıl takip edebiliriz? Herkes bulunduğu yerde gebeliği takip ettirmiyor. Biz gebeliği sağlamakla yükümlüyüz. Gebeliğin sonucundan sorumlu olamayız. Biz önlem olarak çoğul gebeliklerin azaltılmasına olumlu bakıyoruz. Yeni düzenlemede mevcut tüp bebek merkezleri bir yeni doğan ünitesi ile anlaşma yapacak. Şimdi ben gittim bir A hastanesiyle anlaşma yaptım. Vatandaş o A hastanesinde doğum yaptırmak istemeyebilir. O zaman ne olacak? Bu yurt çapında yenidoğan üniteleriyle ilgili bir örgütlenmeyi gerektiriyor. Bu ünitelerin tüp bebek merkezlerine açılmasıyla sorun çözülmüyor.”

-”EMBRİYO TRANSFERİNDE SAYI ANCAK BİR ŞARTLA DÜŞÜRÜLEBİLİR”-
Düzenlemede yer alan embriyo transferi sayısının kısıtlanabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Traş, “Sayı 3’ten 2’ye indirilebilir. Ancak bu belli yaş aralıklarında olabilir. Şöyle ki; 30 yaşına kadar 2 embriyo olabilir. 30-35 yaş arası 3 olabilir. 35’ten sonra da 3’ün üzerinde olabilirö dedi. Prof. Dr. Traş, bunun kadının gebelik oranı düşürdüğünü de söyleyerek “Türkiye gibi kaynakları kısıtlı olan bir ülkede tüp bebek için devlet cüzi bir ödeme yapıyor, üstünü vatandaş karşılıyor. Peki o zaman zar zor parasını biriktiren 38 yaşında birine 2 embriyo transferi yaparsanız onun gebelik şansını yarıya yarıya düşürürsünüzö diye konuştu. Embriyo sayısının düşürülmesinin uygulama sayısını fazlalaştırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Traş şunları söyledi:
“Dünyada tek embriyo transferi yapılan yerler var. Norveç ve İsveç. İki embriyo yapılan yer var: İngiltere. Biz İngiltere kadar zengin miyiz ki 3-4 kez tüp bebek uygulaması yaptıralım. Biz o kadar zengin bir ülke değiliz. Embriyo sayısı düştükçe uygulama sayısı artar. Şuna karşı değiliz. Belli yaş aralıklarında iki embriyo transfer edilebilir. Bu 30 yaşına kadar uygundur. Ama 30 yaşından sonra yaş dilimlerine göre ayarlanması gerekir. Ancak tüp bebek merkezlerinin yenidoğandan sorumlu olması, dünyanın hiçbir yerinde olmayan ve Türkiye’de de bu hiçbir şekilde bizimle alakalı olmayan bir iş.”

-”BÖYLE BİR UYGULAMA TEKNİK OLARAK MÜMKÜN DEĞİL”-
Tüp Bebek Merkezleri Derneği Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık ise, böyle bir düzenlemenin teknik olarak mümkün olmadığını savunarak “Tüp bebek merkezlerinin, yapı olarak doğum yapılan ve ardından çocuğun bakıldığı bir merkez haline gelmesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Yapılan işlemler arasında çok büyük farklar var. Dünyanın hiçbir yerinde tüp bebek yapanlar doğum yaptırmazlarö dedi. İşlerinin gebeliğin oluşmasını sağlamak olduğunu bildiren Doç.Dr. Işık, “Belki bir aşamaya kadar takip etmek olabilir; ama bunun doğurtulmasının sorumluluğu, doğurtulduktan sonra komplikasyonlarla ilgili problemler, hele hele yenidoğan yoğun bakımının düşünülmesi gibi unsurlar apayrı bir iş ve hastane bazında olması gereken bir işö diye konuştu.
Doç.Dr. Işık, Türkiye’deki doğumların yüzde 1’inden azının tüp bebek doğumları olduğunu kaydederek şunları söyledi:
“Prematürelerin nedenleri tüp bebektir demek yanlış. Ama burada doğru olan şudur: Türkiye’de yenidoğan yoğun bakımların sayısının arttırılması, bunun desteklenmesi lazım. Şu anda 3’ten fazla embriyo transferi yasaklanıyor. Bu biraz daha, özellikle genç yaş grubunda daha da aşağı çekilebilir. Ancak bu durum da yaşlı gruptaki, 35 yaşın üzerindeki hastalar için haksızlık. Çünkü Amerika bile bunu uygulamıyor. Avrupa’da değişik ülkelerde var; ama zaten bu ülkelerde de çok ciddi sosyal kurumlar var ve her hasta bu sosyal kurumlardan sonuna kadar yararlanıyor. Tabi ki embriyo transfer sayısının kısıtlanması bir önlem ama ciddi bir çalışma yapılması gerekir.”

-YAPILMASI GEREKEN FAZLA EMBRİYOLARIN DONDURULMASI-
Yapılması gerekenin mümkün mertebe az embriyo transferi olduğunu bildiren Doç.Dr. Işık, “Dondurma çözme transferleri de oldukça önemli. Mesela devlet bu dondurma çözme yöntemini teşvik etmiyorö dedi. Doç. Dr. Işık şöyle devam etti:
“Tüp bebekte yapılacak şey çok basittir. Embriyo transfer sayısı kısıtlanır. Belli bir yaşın üzerinde 3’e çıkarılır. Embriyo transfer sayısı kısıtlaması ile birlikte devlet, dondurma çözme transferlerini yani fazla embriyoların dondurulduktan sonra hastaya transferini teşvik edici çalışma yapar, ücret olarak karşılar. Hastalar da bu durumda mağdur olmazlar. Biz hastayı buna ikna edemiyoruz. Çünkü hastaya ‘fazla embriyolarını donduralım. Önce az embriyo transferini yapalım, sonra o fazlaları çözelim’ dediğiniz zaman devlet bu dondurulup çözülen embriyoların parasını ödemiyor ve bu da hastaya yük geliyor. Halbuki hasta bunu dondursa ve sonradan transfer edebilsek, ki ileri ülkeler böyle yapıyor. Bu durumda çoğul gebelik riski düşüyor.”

-SALI GÜNÜ BAKAN AKDAĞ İLE GÖRÜŞÜLECEK-
Her ilden hastaları olduğunu söyleyen Doç. Dr. Işık, “Türkiye çapında yenidoğan yoğun bakım ünitesinin kalitesini standartlarını arttıracak girişimler şartö dedi. Zekai Tahir Burak Hastanesi’ndeki bebek ölümlerinin hastane yoğunluğundan kaynaklandığını söyleyen Doç.Dr. Işık, “Hastane kimseyi reddedemiyor ki. Yerim yok diyemiyor. Bunun kalitesini arttırmak devletin işi. Bunun dışında yenidoğan ünitesi açın, orayla burayla anlaşın. Bunlar pratikte olamayacak işlerö diye konuştu.
Öte yandan tüp bebek merkezleriyle ilgili yeni düzenlemelere ilişkin, Üreme Tıbbı Derneği, Üreme Sağlığı ve İnfertelite Derneği ile Özel Tüp Bebek Merkezleri Derneği’nin Salı günü Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile görüşecekleri öğrenildi.

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=981420&Date=22.08.2008&b=T%FCp%20bebe%F0e%20s%FDn%FDrlama%20geliyor!&ver=05

Prof. Dr. Yaralı: Kriterler arasında gebelik başarısı yok

Prof. Dr. Hakan Yaralı, Sağlık Bakanlığı’nın ruhsatlandırma aşamasından sonra merkezlere “gebelik başarı kriteri” getirmediğini belirtti. Yaralı, bu nedenle Türkiye’deki başarılı merkezlerin sayısının, iki elin parmağını geçmediğini söyledi

Mete Generaloğlu / Ankara

Sağlık Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Marmara Bölgesi’nde 40, İç Anadolu Bölgesi’nde 20, Akdeniz Bölgesinde 9, Ege Bölgesinde ise 8 tüp bebek merkezi bulunuyor. Türkiye’de bulunan tüp bebek merkezi sayısının 84’e yükseldiği dikkate alınırsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sadece 5 ve Karadeniz’de 2 tüp bebek merkezi bulunması, bölgelerin nüfus yoğunluğu da düşünüldüğünde, uzun süreli bir uygulama olan tedavi için sağlıksız bir tablo ortaya çıkıyor.

İstanbul ilk sırada

Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı tüp bebek merkezlerinin dağılımı ise şu şekilde; 84 merkezin 63’ü özel, 21’i kamu. İstanbul 26’sı özel, 6’sı kamu olmak üzere toplam 32 merkezle ilk sırada yer alıyor. Bu ili, 8’i özel, 7’si kamu toplam 15 merkezle Ankara izliyor. Merkez sayısı bakımından üçüncü sırada yer alan İzmir’de ise, 5’i özel, 2’si kamu toplam 7 merkez faaliyetlerini sürdürüyor.

Merkezlerin başarı düzeyi belirlenmeli

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Kısırlık ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebek merkezlerinin ruhsatlandırılmasından sonraki kriterler arasında gebelik başarısının bulunmadığını söyledi.

Yaralı, bir merkezin başarı kriterleri arasında; uygulama sonrasında aileyi ‘eve canlı tek bebek’ ile gönderme oranının yüksek, istenmeyen bir sonuç olan çoğul gebelik oranının düşük olması ile “dondurma-çözme” uygulamalarındaki başarının önemli bir yer tuttuğunu kaydetti.

Alt yapı çok önemli

Türkiye’de tüp bebek yapma ihtiyacının fazla olmasına karşın, tüp bebek merkezlerine ulaşımın düşük olduğunu belirten Yaralı, başarılı sayılabilecek tüp bebek merkezlerinin iki elin parmağını geçmediğini ve bu merkezlerin İstanbul ve Ankara’da bulunduklarını kaydetti. Ayda 60-70 uygulamanın altında tüp bebek uygulaması yapan merkezlerin başarı düzeylerinin düşük olduğuna işaret eden Yaralı, tüp bebek merkezleri için altyapının çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Kötü uygulama

Prof. Dr. Yaralı, GSS’nin yürürlüğe girmesiyle, tek çatı altında toplanacak olan Yeşil kart, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup kişilere tüp bebek uygulamasında tanınan 3 deneme hakkı için ödenen katkı payının sadece 2 uygulama için geçerli olmasını ise “kötü bir uygulama” olarak yorumladı. Yaralı, SSK’lı hastaların sadece kamu kurumlarında tüp bebek uygulaması yaptırabilmelerinin ise mağduriyete neden olduğunu kaydetti.

Tüp bebek deneme sayısının 3′ten 2′ye indirilmesini öngören yasa temmuza ertelendi. Ama birçok kurum, yasa yürürlükteymiş gibi davranıp anne adaylarına 3′üncü deneme hakkını vermiyor

Anayasa Mahkemesi kararıyla 1 Temmuz 2007′ye ertelenen Genel Sağlık Sigortası (GSS) Yasası’nın 63. maddesinde yer alan tüp bebek deneme sayısının indirilmesini öngören uygulama, yasa ertelenmesine rağmen başladı.
Tüp bebek deneme sayısını 3′ten 2′ye indiren ve 23-39 yaş sınırlaması getiren yeni yasaya uzmanlar, “çiftlerin bebek sahibi olma şansını azaltacağı” gerekçesiyle karşı çıkmıştı. GSS Yasası ertelenmesine rağmen uygulamanın bazı kurumlarda başladığını söyleyen Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, konuyla ilgili olarak vatandaşları uyardı. Prof. Tıraş, yasanın yürürlüğe gireceği temmuz ayına kadar 3 deneme hakkının devam ettiğini ve çiftlerin bu şanslarını mutlaka kullanmaları gerektiğini bildirdi.
Halen çiftlerin 40 yaş üst sınırı haklarının da devam ettiği yönünde uyaran Prof. Tıraş şöyle dedi: “Bağkur, Emekli Sandığı gibi geri ödeme kuruluşlarına müracaat eden vatandaşa, “Hakkınız ikiye indi. Artık 3 denemeyi yapamazsınız” deniyor. Bu yönde bize başvurular var. Hakkın devam etmesi lazım. Çünkü kanun yürürlüğe girmedi. Bazı merkezler sanki yasa şu anda uygulamadaymış gibi hareket ediyorlar” dedi.
Tıraş, yasanın ertelenmesiyle birlikte tüp bebek sahibi olmak isteyen SSK’lıların özel merkezlerden yararlanma umutlarının da 6 ay daha geciktiğini kaydetti.

Hükümet, 2 yıldır ödediği tüp bebek tedavisi ücretlerinde, yılbaşından itibaren üç yerine iki uygulamayı karşılayacak. Doktorlar tepkili: Gebelik şansı azalır!

Ocak 2007′den itibaren tek çatı altında toplanacak olan Yeşil Kart, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup kişilere tüp bebek uygulamasında tanınan 3 deneme hakkı için ödenen katkı payı, sadece 2 uygulama için geçerli olacak. Doktorlar, deneme sayısının yanı sıra kanunun getirdiği 23 - 39 yaş sınırlamasına da tepki gösteriyor. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaş sınırlamasına ilişkin olarak, “Neden alt sınır 20 değil, 23 yaş. Önceki yönetmelikte üst sınır 40 yaştı, neden şimdi 39 oldu? Bilimsel olarak son sınır 43 yaştır, neye göre 39 yaptılar? Önceki yönetmelikte alt limit yaşı yoktu, 3 yıllık evli olma şartı vardı. Kadın evlenmiş, 19 yaşında. Kocasında sperm yoksa neden 23 yaşına kadar bekleyecekler?” dedi.

‘Görüş alınmadı’
Herhangi bir görüş alınmaksızın bu kanunun çıktığını ifade eden Prof. Bülent Tıraş, deneme sayısının 2′yle sınırlandırılması durumunda kişilerin gebelik ve bebek şansının düştüğüne dikkat çekerek, “İyi bir merkezde bir uygulamada yüzde 50 - 55 olan şans, iki uygulamada toplamda yüzde 75′e, 3 uygulamada ise yüzde 87.5 - 90 oranlarına çıkar. İki uygulamada bırakmak, gebelik şansının toplamda yüzde 15 - 20 azalması demektir” diye konuştu.Türkiye’de özellikle erkeklerde kısırlığın arttığını, 1.5 milyon çiftin kısır olduğunun tahmin edildiğini bildiren Prof. Tıraş, “Tüp bebek tedavisine ihtiyacı olan kişiler ekonomik nedenlerle tedaviye ulaşamıyor” şeklinde konuştu.

Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı’dan yumurtalık rezervinin giderek düştüğü 35 yaşındaki kadınlara öneri: Yan yollarda dolaşmadan etkili yollar deneyin

tup_bebek
AA - ANKARA - Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, 35 yaşından sonra gebe kalamama süresinin uzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, bu kadınlara ‘yan yollarda dolaşmadan’, tüp bebek gibi etkin tedavileri önerdi.
Tüp bebek konusunda bilgi veren Yaralı, bu yöntemde yumurtalık rezervinin, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını anlatan Yaralı, anne karnındaki beş aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek 1 milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini anlattı.
35 yaşından sonra daha hızlı bir kayıp yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Yaralı, şöyle devam etti:
“Yaşla birlikte yumurta sayısının yanı sıra hata payı da artar. Çünkü bir yumurta birinci ve ikinci olgunlaşma bölünmelerini yaptıktan sonra döllenebilir hale gelir. Yumurtaların 35, özellikle de 38 yaştan sonra birinci olgunlaşma bölünmesi esnasında hataya yatkınlığı artar. Bu nedenle düşük oranı da artmaktadır.”
Yumurtalıklardan birinin alınmış olmasının da yumurtalık rezervini etkilediğini hatırlatan Yaralı, sigara tiryakiliğinin de olumsuz faktör olduğunu söyledi.

Yumurtalığa müdahale kötü
Prof. Dr. Hakan Yaralı, yaşın yanı sıra yumurtalık rezervini azaltan başka bağımsız risk faktörleri olduğunu da söyledi:
“Bunlardan biri yumurtalıklarda geçirilmiş kist cerrahisidir. Hastalarımızın şunu çok iyi bilmeleri gereklidir ki, gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerekiyor. Doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması çok önemlidir. Elbette bazı kistler cerrahi tedavi gerektirir. Ama bu cerrahi tedavi esnasında yumurtalığa en az zarar verecek şekilde kistin çıkarılması esastır. Bu ne kadar iyi koşullarda yapılsa da yumurtalığa bir travmadır.
Vermiş olduğu hasarın derecesi de daha sonraki yumurta rezervi açısından belirleyicidir.”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, vatandaşların tüp bebek tedavisini Sağlık Bakanlığı’nın ruhsat verdiği yerler dışında yapmamaları gerektiğini belirtti. Tüp bebek yöntemiyle meydana gelen çoğul gebeliklerin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebek tedavisi ile oluşturulan hamileliklerde tek gebeliğin tercih edildiğini ifade etti.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı kaç tüp bebek merkezi var?

Sağlık Bakanlığı’na bağlı yaklaşık 70 tüp bebek merkezi var. Bakanlıkta bulunan bilim komisyonu bu merkezlere ruhsat veriyor. Vatandaşların buralarda tedavi olması gerekiyor. Çünkü hem anne, hem de bebek açısından önemli bir tedavi şekli. Hastaların merkezlerini seçerken dikkat etmeleri gereken bazı noktalar var. Bunlardan bir tanesi başarı oranı. Pay ve paydada ne olduğuna bakarsak; Birincisi gebelik testinin pozitif olması, ikincisi bizim klinik gebelik olarak tanımladığımız kısım, üçüncüsü devam eden gebelik süreci son olarak da eve canlı bebekle dönme kısmı. Demek ki dört ayrı bölümden oluşuyor. Paydada ise hastanın kliniğe ayak basması ile başlayan süreç var. Bu süreci; yumurta toplama işlemine başlanması ve yumurtaların döllenmesi izliyor. Bu her hastada başarıya ulaşamaz, çünkü yumurtaların kalitesi ve hastanın yaşı, tüp bebek tedavisinde büyük önem taşır. Embriyo transferi ile ulaşılan pozitif oran yüzde 54, eve bebekle dönme oranı ise yüzde 35 civarında. Yani aynı klinikte bile pay ve paydayla oynayarak oranları değiştirmek mümkün.

Tüp bebek transferinde hastaya kaç embriyo nakledilmesini öneriyorsunuz?

Hastaya çok sayıda embriyo transfer edilmesine karşıyız. Ülkemizde şu an yasal düzenleme yok. Çoğu Avrupa ülkesinde bu konuda yasal düzenlemeler var. Embriyo naklinin 2 ile sınırlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Devamını Oku…

Tüp bebek tedavisi bekleyen 75 bin çift, özel merkezlerle SSK’nın anlaşamaması yüzünden mağdur durumda. Prof. Dr. Bülent Tıraş: SSK’da sevk kaosu yaşanıyor 26/02/2006

RADİKAL - ANKARA - Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Bülent Tıraş, SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın gecikmesi nedeniyle, tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Bülent Tıraş, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’na bağlı vatandaşlar ile yeşil kart sahiplerinin tüp bebek masraflarının, bu resmi kurumlar tarafından karşılandığını, yeni düzenlemeyle SSK’nın da masrafları karşılamaya başladığını anımsattı. SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın geciktiğini kaydeden Tıraş, bu nedenle tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.

‘Merkez sayısı yeterli değil’
Tıraş, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı 68 tüp bebek merkezinin sayısının, tedavi bekleyen yaklaşık 150 bin çift için yeterli olmadığını belirterek ortalama 75 bin SSK’lı çiftin sadece 24 kamu merkezinde tedavilerini sürdürmelerini beklemenin haksızlık olduğunu vurguladı. Tıraş, tüp bebek tedavi masraflarının resmi kurumlarca karşılanması konusunda henüz yeterli bilinç düzeyine ulaşılamadığını dile getirerek, şunları söyledi: “Yasal düzenlemeye göre, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyduğuna dair rapor alan hastaların tedavi masrafları resmi kurumlarınca karşılanır. Ancak, bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmadığı için sorun yaşanıyor. Sevk işlemini yapan kişiler, hastaları doğrudan tüp bebek merkezlerine sevk yapabileceklerinin farkında değiller ya da bazı doktorlar, raporu bulunduğu halde özellikle SSK’lı hastaları tüp bebek merkezlerine sevk etmiyor. SSK’lı hastalar doğrudan doğumevine doktora gidiyor, doktorlar ya uygulamayı bilmiyor veya bildikleri halde hastalara kasıtlı zorluk çıkarıyor. Bu sorunlar nedeniyle, tedavi görmesi gereken hastalar günlerce, hatta aylarca sevk çilesi çekiyor. Tüp bebek merkezinde tedavisi başlayan kimi hastalar tedavi sürerken sevkin süresi bittiğinde sevkini yeniletmek için aynı çileyi bir kez daha yaşıyor.”

İlaç giderleri de sorun
Tüp bebek tedavisi gören hastaların ilaç giderlerinin karşılanması konusunda da sorunlar yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Tıraş, hastalara yazılan ilaçların, komik gerekçelerle resmi kurumlarca ödenmediğini savundu. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinde bazı durumlarda sorun erkekte olsa bile kadına ilaç kullandırılmak gerektiğini, bu durumlarda, SSK’nın ’sorun erkekte ise kadın ilaç kullanamaz’ diye ilaç ücretini ödemediğini söyledi.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=179795&tarih=26/02/2006

Türk Jinekoloji Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Bülent Tıraş, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK’lılar ile Yeşil Kart sahiplerinin tüp bebek masraflarını bu kurumların karşıladığını ancak bu konudaki bürokrasinin vatandaşı mağdur ettiğini söyledi.

Öncelikle hastanın, bu tedaviye ihtiyaç duyduğuna dair rapor alması gerektiğini belirten Tıraş, “Bu raporu verme yetkisi ise üniversite hastaneleri ve eğitim hastanelerine ait. Ancak bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmadığı için bir çok sorun yaşanıyor” dedi.

150 bin çift bekliyor

SSK’nın özel merkezlerle yapacağı anlaşmada gecikme yaşandığını vurgulayan Tıraş, tüm bu nedenlerle tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğuna dikkat çekti. Tedavi bekleyen yaklaşık 150 bin çift olduğunu, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı 68 tüp bebek merkezinin yetersiz kaldığını açıklayan Tıraş, SSK’nın özel sektörle anlaşma yapmaması dolayısıyla bu çiftlerden en az yarısı için sadece 24 kamu merkezinde tedavi olanağı bulunduğunu kaydetti.

Çile bitmiyor
Tıraş, “Tüp Bebek” tedavisi olan hastalara yazılan ilaçların, “komik” gerekçelerle resmi kurumlarca ödenmediğini de savundu. Tüp bebek tedavisinde bazı durumlarda sorun erkekte olsa bile kadına ilaç kullandırmak gerektiğini belirten Tıraş, bu durumlarda, SSK’nın, “Sorun erkekte ise kadın ilaç kullanamaz” diye ilaç ücretini ödemediğini bildirdi.
Bazı hekimlerce doğrudan tüp bebek merkezine sevk yapmaktan çekinildiğini dile getiren Tıraş, sevk bürokrasisi nedeniyle en çok SSK’lıların mağdur olduğunu vurguladı.