Gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yaralı, “doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur. Bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması fevkalade önemlidir” dedi.

AA
Güncelleme: 13:49 TSI 03 Aralık 2005 Cumartesi

ANKARA – Prof. Dr. Hakan Yaralı, 35 yaşından sonra gebe kalamama süresinin uzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, “yan yollarda dolaşmadan”, tüp bebek başta olmak üzere etkin tedavi yöntemlerini önerdiklerini söyledi.

Gebelik ve tüp bebek konusunda bilinmesi gerekenler hakkında bilgi veren Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebekte yumurtalık rezervinin, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını, yeni yumurta yapma şanslarının olmadığını anlatan

Yaralı, anne karnındaki 5 aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek bir milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini anlattı. 35 yaştan sonra daha hızlı bir kayıp yaşandığını bildiren Yaralı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin bir marketten 100 kilo elma alıyorsunuz ve başka elma alma hakkınız yok. Her misafir geldiğinde elma ikram ediyorsunuz, zaman içinde elma stoğunuz azalıyor. Hem de hataya yatkın elmalar geride kalıyor. Çünkü bir yumurta birinci ve ikinci olgunlaşma bölünmelerini yaptıktan sonra döllenebilir hale gelir. Yumurtaların 35, özellikle de 38 yaştan sonra birinci olgunlaşma bölünmesi esnasında hataya yatkınlığı artar. Bu nedenle 35-38 yaşları arasında düşük oranları da artmaktadır.”

YUMURTALIK REZERVİ ÖNEMLİ
Tüp bebekte başarının koşullarını da değerlendiren Yaralı, her birbasamağın verimliliğinin yüzde yüz olmadığını söyledi. Olgun yumurta elde edilecek yapılara “folikül” adı verildiğini ifade eden Yaralı, 16 milimetre çapından büyük foliküllerden olgun yumurta elde edilebildiğini bildirdi.

Yumurtalık rezervinde, başka bir deyişle çok yumurta veya folikül yapma yeteneğinde azalma bulunduğu takdirde, bunun derecesine göre gebelik şansının da azaldığını ifade eden Yaralı, şunları kaydetti:
“Kadının yaşının yanı sıra, birtakım bağımsız risk faktörleri vardır ki, bunlar da yumurtalık rezervini azaltırlar. Bunlardan biri yumurtalıklarda geçirilmiş kist cerrahisidir. Hastalarımızın şunu çok iyi bilmeleri gereklidir ki, gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerekiyor. Doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması fevkalade önemlidir. Elbette bazı kistler vardır ki, cerrahi tedavi gerektirir. Ama bu cerrahi tedavi esnasında mikrocerrahi prensiplerine göre yumurtalığa en az zarar verecek şekilde kistin çıkarılması esastır. Bu ne kadar iyi koşullarda yapılsada yumurtalığa bir travmadır. Bunun vermiş olduğu hasarın derecesi de daha sonraki yumurta rezervi açısından belirleyicidir.”

“SİGARANIN YUMURTALIK REZERVİNE ETKİSİ”
Yumurtalardan birinin alınmış olmasının da yumurtalık rezervini etkilediğini bildiren Yaralı, ağır sigara tiryakiliğinin de bunu etkileyen en önemli etkenler arasında bulunduğunu söyledi. Yaralı, “Günde 10’dan fazla sigara içiminin, gerek hayvan gerek insan çalışmalarında yumurtalık rezervini fevkalade olumsuz yönde etkilediğine dair kesin deliller var” dedi. Yaralı, rahimdeki endrometriosis hastalığının da yumurtalık rezervini azalttığını söyledi.

Söz konusu 5 bağımsız risk faktörünün, derecesine göre yumurtalıkların yumurta yapma yeteneğinde azalma olduğunu, bunun da derecesine göre gebelik şansında azalma yarattığını ifade eden Yaralı,şunları belirtti:
“Aslında 35 çok genç bir yaş ama doğurganlık kapsamında orta şeker bir yaş. 38 yaşından sonra da ayların hesabını yapıyoruz. Dolayısıyla saygın bir tüp bebek merkezinde ortalama olarak başarı şansı, 30 yaşın altında yüzde 54-58’ler arasında, 30-35 yaş arasında ise yüzde 50 civarındadır. 35-38 yaş arasında azalmaya başlar.”

38-40 yaş arasında oranların yüzde 35-40’lara düştüğünü, 40 yaşından itibaren de yaklaşık olarak yüzde 25’ler civarında olduğunu anlatan Yaralı, 44-45 yaşında ise tüp bebekte başarı şansının, sıfıra indiğini belirtti. Yaralı, “35 yaşından sonra gebe kalamama süresininuzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, çok fazla vakit geçirmeden, hızlı ve yan yollarda dolaşmadan, tüp bebek başta olmak üzere etkin tedavi yöntemlerini öneriyoruz” diye konuştu.

“38’DEN SONRA AYLARIN HESABINI YAPIYORUZ”
Normal yollardan gebe kalamama süresi çok uzun olmasa bile, 38 yaşından sonra ayların hesabını yaptıklarını anlatan Yaralı, bu nedenle bu yaş grubundaki kadınlara öncelikle tüp bebeği düşünmeleriniönerdi. Yumurtalık rezervini anlamak için kan testi yapılabildiğini ve ultrasonda “antral folikül” denilen küçük yumurtaların sayılabildiğini ifade eden Yaralı, bunun kendilerine çok iyi yol gösterebildiğini, ama antral folikül sayısının az olması ve kan tetkiklerinin olumsuz olması halinde bu hastaların vakit geçirmeden tüp bebeği düşünmelerinde yarar olduğunu bildirdi. Yaralı, 38 yaşındaki bir kadının normal yollarından hamile kalmak için kendisine ne kadar bir süre tanıması gerektiği sorusu üzerine, “Bunda bir dolu parametreye ihtiyaç bulunduğunu” yanıtını verdi.

Yaralı, bu kişilerin ne kadar süredir evli olduğu, daha önce bir gebelik öyküsünün olup olmadığı gibi parametrelere bakılarak, diğer faktörlerde de bir problem yoksa beklenebileceğini kaydederek, şöyle devam etti:
“Tüp bebek öncesi yumurtlatma, aşılama gibi basit, kolay, ucuz ama başarı şansı sınırlı tedavi seçenekleri denenebilir. Ama sadece şunu söylemek istiyorum, aylar, yıllar boyu yan yollarda dolaşmasınlar. Acil, hemen bu ay, gelecek ay tüp bebek demiyorum ama bu hastalarda 38 yaş sonrasında ayların hesabının yapıldığını, çok fazla yan yollarda dolaşma lüksü olmadığını ifade etmek istiyorum.”

Yaralı, ancak yaşla ilgisi olmayan, tüplerde ağır zedelenme ya da ağır sperm probleminin bulunması gibi hallerde, tüp bebek tedavisine yönelmenin şart olduğunu söyledi.

Devlet memurları, Bağkur’lular ve yeşil kart sahiplerinden sonra, sigortalılar da, tüp bebek tedavisinde sosyal güvenceden yararlanabilecek.

Türkiye’de, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan en az 150 bin çift bulunuyor. Bunların da en az 70 binini sigortalı hastaların oluşturduğu tahmin ediliyor.

SSK’dan tüp bebek müjdesi

Artık sigortalı hastalar da tüp bebek tedavisinden sosyal güvence kapsamında yararlanabilecek. Türkiye’de tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan 150 bin kişinin tahmini olarak 70 binini sigortalılar oluşturuyor.

2004 yılında 23 bin tüp bebek uygulaması yapıldığını belirten Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre sigortalı hastaların da tedavi kapsamına alınmasıyla bu sayı en az yüzde 25 oranında artacak.

Türkiye’de şu an 26’sı devlet, 40’ı özel olmak üzere 66 tüp bebek merkezi bulunuyor.

Kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL özel sağlık kurumlarında 3 bin 500 YTL’ye uygulanan tüp bebek yönteminde, devlet memurları, bağ-kur ve yeşil kartlılar, ilaçlar için yüzde 20 katkı payı ödüyorlar. Tedavi masrafları için de devletin 1 milyar lira civarında bir katkısı oluyor. SSK’lıların da aynı koşullara tabi olması bekleniyor.

Ancak sigortalı hastalar için bir kısıtlama söz konusu. Sigortalılar şimdilik Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerle, üniversite hastanelerinde yapılacak tüp bebek tedavisinden yararlanabilecek.

Türk Jinekoloji Derneği’ne Başkanı Prof Dr Bülent Tıraş’a göre bu kısıtlama “adil” değil. Sigortalı hastalara da devlet memuru, bağ-kur ve yeşil kartlılar gibi özel sağlık kuruluşlarına başvurma hakkının tanınması gerekiyor.

http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=618

ANKA

Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Doğum Hastanesi’nde bir ayda 49 bebeğin hayatını kaybetmesinin ardından Sağlık Bakanlığı çoğul gebelikleri önlemek için çalışma başlattı. 110 tüp bebek merkezinin yakın takibe alınacağı düzenlemede, anne rahmine çok sayıda embriyo yerleştirilmesinin önüne geçilerek, embriyo transferi sayısı 3’ten 2’ye indirilecek. Tüp bebek merkezlerine ilişkin yeni kuralların getirileceği düzenlemeye göre, bu merkezlere, riskli gebenin takip edilebileceği, doğumun ve gerekiyorsa bebeğin yoğun bakımının da yaptırılabileceği bir merkez olması şartı koşulacak. Ayrıca mevcut merkezlere, riskli yenidoğanların takibinin yapılabileceği bir yoğunbakım merkezi ile anlaşma yapma zorunluluğu getirilerek, tüp bebek işlemlerinin yapılabilmesine, ancak bu koşullarda müsaade edilecek.

Sağlık Bakanlığı’nın merkezlere ilişkin yeni düzenlemesi tüp bebek merkezlerini “isyan” ettirdi. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, düzenleme ile yeni açılacak olan tüp bebek merkezlerine yenidoğan ünitesi olmaz ya da hastane içinde bulunmazlarsa ruhsat verilmeyeceğini söyleyerek “Normalde bir yenidoğan merkezini, tüp bebek merkezlerinin açması bizim açımızdan normal bir uygulama değil. Çünkü normal koşullarda yeni doğan üniteleri çok özelliği olan üniteler. Benim işim tüp bebek yaptırmak. Burası o koşullara uygun değil” dedi. Asıl işlerinin gebeliği sağlamak olduğunu belirten Tıraş, gebeliğin devamı ve takibinden sorumlu olmadıklarını bildirdi.

Devamını Oku…

Prof. Dr. Yaralı: Kriterler arasında gebelik başarısı yok

Prof. Dr. Hakan Yaralı, Sağlık Bakanlığı’nın ruhsatlandırma aşamasından sonra merkezlere “gebelik başarı kriteri” getirmediğini belirtti. Yaralı, bu nedenle Türkiye’deki başarılı merkezlerin sayısının, iki elin parmağını geçmediğini söyledi

Mete Generaloğlu / Ankara

Sağlık Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Marmara Bölgesi’nde 40, İç Anadolu Bölgesi’nde 20, Akdeniz Bölgesinde 9, Ege Bölgesinde ise 8 tüp bebek merkezi bulunuyor. Türkiye’de bulunan tüp bebek merkezi sayısının 84’e yükseldiği dikkate alınırsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sadece 5 ve Karadeniz’de 2 tüp bebek merkezi bulunması, bölgelerin nüfus yoğunluğu da düşünüldüğünde, uzun süreli bir uygulama olan tedavi için sağlıksız bir tablo ortaya çıkıyor.

İstanbul ilk sırada

Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı tüp bebek merkezlerinin dağılımı ise şu şekilde; 84 merkezin 63’ü özel, 21’i kamu. İstanbul 26’sı özel, 6’sı kamu olmak üzere toplam 32 merkezle ilk sırada yer alıyor. Bu ili, 8’i özel, 7’si kamu toplam 15 merkezle Ankara izliyor. Merkez sayısı bakımından üçüncü sırada yer alan İzmir’de ise, 5’i özel, 2’si kamu toplam 7 merkez faaliyetlerini sürdürüyor.

Merkezlerin başarı düzeyi belirlenmeli

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Kısırlık ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebek merkezlerinin ruhsatlandırılmasından sonraki kriterler arasında gebelik başarısının bulunmadığını söyledi.

Yaralı, bir merkezin başarı kriterleri arasında; uygulama sonrasında aileyi ‘eve canlı tek bebek’ ile gönderme oranının yüksek, istenmeyen bir sonuç olan çoğul gebelik oranının düşük olması ile “dondurma-çözme” uygulamalarındaki başarının önemli bir yer tuttuğunu kaydetti.

Alt yapı çok önemli

Türkiye’de tüp bebek yapma ihtiyacının fazla olmasına karşın, tüp bebek merkezlerine ulaşımın düşük olduğunu belirten Yaralı, başarılı sayılabilecek tüp bebek merkezlerinin iki elin parmağını geçmediğini ve bu merkezlerin İstanbul ve Ankara’da bulunduklarını kaydetti. Ayda 60-70 uygulamanın altında tüp bebek uygulaması yapan merkezlerin başarı düzeylerinin düşük olduğuna işaret eden Yaralı, tüp bebek merkezleri için altyapının çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Kötü uygulama

Prof. Dr. Yaralı, GSS’nin yürürlüğe girmesiyle, tek çatı altında toplanacak olan Yeşil kart, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup kişilere tüp bebek uygulamasında tanınan 3 deneme hakkı için ödenen katkı payının sadece 2 uygulama için geçerli olmasını ise “kötü bir uygulama” olarak yorumladı. Yaralı, SSK’lı hastaların sadece kamu kurumlarında tüp bebek uygulaması yaptırabilmelerinin ise mağduriyete neden olduğunu kaydetti.

Tüp bebek deneme sayısının 3′ten 2′ye indirilmesini öngören yasa temmuza ertelendi. Ama birçok kurum, yasa yürürlükteymiş gibi davranıp anne adaylarına 3′üncü deneme hakkını vermiyor

Anayasa Mahkemesi kararıyla 1 Temmuz 2007′ye ertelenen Genel Sağlık Sigortası (GSS) Yasası’nın 63. maddesinde yer alan tüp bebek deneme sayısının indirilmesini öngören uygulama, yasa ertelenmesine rağmen başladı.
Tüp bebek deneme sayısını 3′ten 2′ye indiren ve 23-39 yaş sınırlaması getiren yeni yasaya uzmanlar, “çiftlerin bebek sahibi olma şansını azaltacağı” gerekçesiyle karşı çıkmıştı. GSS Yasası ertelenmesine rağmen uygulamanın bazı kurumlarda başladığını söyleyen Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, konuyla ilgili olarak vatandaşları uyardı. Prof. Tıraş, yasanın yürürlüğe gireceği temmuz ayına kadar 3 deneme hakkının devam ettiğini ve çiftlerin bu şanslarını mutlaka kullanmaları gerektiğini bildirdi.
Halen çiftlerin 40 yaş üst sınırı haklarının da devam ettiği yönünde uyaran Prof. Tıraş şöyle dedi: “Bağkur, Emekli Sandığı gibi geri ödeme kuruluşlarına müracaat eden vatandaşa, “Hakkınız ikiye indi. Artık 3 denemeyi yapamazsınız” deniyor. Bu yönde bize başvurular var. Hakkın devam etmesi lazım. Çünkü kanun yürürlüğe girmedi. Bazı merkezler sanki yasa şu anda uygulamadaymış gibi hareket ediyorlar” dedi.
Tıraş, yasanın ertelenmesiyle birlikte tüp bebek sahibi olmak isteyen SSK’lıların özel merkezlerden yararlanma umutlarının da 6 ay daha geciktiğini kaydetti.

Hükümet, 2 yıldır ödediği tüp bebek tedavisi ücretlerinde, yılbaşından itibaren üç yerine iki uygulamayı karşılayacak. Doktorlar tepkili: Gebelik şansı azalır!

Ocak 2007′den itibaren tek çatı altında toplanacak olan Yeşil Kart, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup kişilere tüp bebek uygulamasında tanınan 3 deneme hakkı için ödenen katkı payı, sadece 2 uygulama için geçerli olacak. Doktorlar, deneme sayısının yanı sıra kanunun getirdiği 23 – 39 yaş sınırlamasına da tepki gösteriyor. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaş sınırlamasına ilişkin olarak, “Neden alt sınır 20 değil, 23 yaş. Önceki yönetmelikte üst sınır 40 yaştı, neden şimdi 39 oldu? Bilimsel olarak son sınır 43 yaştır, neye göre 39 yaptılar? Önceki yönetmelikte alt limit yaşı yoktu, 3 yıllık evli olma şartı vardı. Kadın evlenmiş, 19 yaşında. Kocasında sperm yoksa neden 23 yaşına kadar bekleyecekler?” dedi.

‘Görüş alınmadı’
Herhangi bir görüş alınmaksızın bu kanunun çıktığını ifade eden Prof. Bülent Tıraş, deneme sayısının 2′yle sınırlandırılması durumunda kişilerin gebelik ve bebek şansının düştüğüne dikkat çekerek, “İyi bir merkezde bir uygulamada yüzde 50 – 55 olan şans, iki uygulamada toplamda yüzde 75′e, 3 uygulamada ise yüzde 87.5 – 90 oranlarına çıkar. İki uygulamada bırakmak, gebelik şansının toplamda yüzde 15 – 20 azalması demektir” diye konuştu.Türkiye’de özellikle erkeklerde kısırlığın arttığını, 1.5 milyon çiftin kısır olduğunun tahmin edildiğini bildiren Prof. Tıraş, “Tüp bebek tedavisine ihtiyacı olan kişiler ekonomik nedenlerle tedaviye ulaşamıyor” şeklinde konuştu.

Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı’dan yumurtalık rezervinin giderek düştüğü 35 yaşındaki kadınlara öneri: Yan yollarda dolaşmadan etkili yollar deneyin

tup_bebek
AA – ANKARA – Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, 35 yaşından sonra gebe kalamama süresinin uzun olması veya evliliğin geç yaşta yapılması halinde, bu kadınlara ‘yan yollarda dolaşmadan’, tüp bebek gibi etkin tedavileri önerdi.
Tüp bebek konusunda bilgi veren Yaralı, bu yöntemde yumurtalık rezervinin, başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını anlatan Yaralı, anne karnındaki beş aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek 1 milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini anlattı.
35 yaşından sonra daha hızlı bir kayıp yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Yaralı, şöyle devam etti:
“Yaşla birlikte yumurta sayısının yanı sıra hata payı da artar. Çünkü bir yumurta birinci ve ikinci olgunlaşma bölünmelerini yaptıktan sonra döllenebilir hale gelir. Yumurtaların 35, özellikle de 38 yaştan sonra birinci olgunlaşma bölünmesi esnasında hataya yatkınlığı artar. Bu nedenle düşük oranı da artmaktadır.”
Yumurtalıklardan birinin alınmış olmasının da yumurtalık rezervini etkilediğini hatırlatan Yaralı, sigara tiryakiliğinin de olumsuz faktör olduğunu söyledi.

Yumurtalığa müdahale kötü
Prof. Dr. Hakan Yaralı, yaşın yanı sıra yumurtalık rezervini azaltan başka bağımsız risk faktörleri olduğunu da söyledi:
“Bunlardan biri yumurtalıklarda geçirilmiş kist cerrahisidir. Hastalarımızın şunu çok iyi bilmeleri gereklidir ki, gereksiz yere hiçbir şekilde yumurtalıklara dokundurulmaması gerekiyor. Doğurganlık çağında birtakım kistler olur ve kaybolur bunlara gereksiz cerrahi müdahale yapılmaması çok önemlidir. Elbette bazı kistler cerrahi tedavi gerektirir. Ama bu cerrahi tedavi esnasında yumurtalığa en az zarar verecek şekilde kistin çıkarılması esastır. Bu ne kadar iyi koşullarda yapılsa da yumurtalığa bir travmadır.
Vermiş olduğu hasarın derecesi de daha sonraki yumurta rezervi açısından belirleyicidir.”