Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15’inde kısırlık sorunu bulunduğuna dikkat çekerek, “Bunların da yaklaşık yüzde 40’ı erkeğe bağlı” dedi. Geçtiğimiz yüzyıldaki sperm sayısının bu yüzyılda neredeyse yarı yarıya azaldığını belirten Prof. Dr. Bülent Tıraş, “normal insan vücudundan alınan bir kök hücre, kromozom sayısı yarıya indirilerek, sperm yerine kullanılabilecek” dedi.

Antalya Belek’te gerçekleştirilen “4. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi”ne katılan Prof. Dr. Bülent Tıraş, kısırlık üzerine ilginç bilgiler verdi. Araştırmaların, geçen yüzyıldaki sperm sayısının bu yüzyılda neredeyse yarı yarıya azaldığını gösterdiğini belirten Bülent Tıraş, Türkiye’de menisinde sperm çıkmayan erkeklerden alınan biyopside, testislerden sperm çıkmama oranının yüzde 40 civarında olduğunu belirtti. Tıraş, şunları söyledi: “Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15’inde kısırlık sorunu var. Bunların da yaklaşık yüzde 40’ı erkeğe bağlı. Türkiye’de 10 milyon çift olduğu varsayılırsa, 1.5 milyon çiftin çocuk sahibi olamama sorunuyla karşılaştığı ortaya çıkar. Geçmişte kısırlığın sebebi olarak kadınlar görülüyordu. Erkekler, çocuk olmayınca hanımını değiştirme yoluna gidiyorlardı. Bunun şimdi değiştiğini görüyoruz. Kırsal kesimden bile bize müracaat eden hanımlar, yanlarında eşlerini de getiriyorlar. Bu önemli bir gelişme. Erkeklerin de istemeden de olsa bunu kabul ettiklerini gösteriyor.”

Çocuk yaşta geçirilen kabakulak veya inmemiş testisin sperm sayısındaki düşüşle yakından ilgisi bulunduğuna dikkati çeken Bülent Tıraş, testislerin çocukluğun ilk 6 ayı içinde inmemesi halinde sperm oluşumunda kalıcı sorunlar yaşanabileceğini kaydetti. Çevre kirliliğinin sperm oluşumuna etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tıraş, “Özellikle midye gibi deniz ürünleri riskli. Çünkü midyenin deniz kirliliği bulunan yerlerde suyu süzen bir yapısı var. Bu da midyedeki cıva ve kurşun gibi ağır metallerin vücuda girmesine neden olur” dedi.

Bir sperm hücresinin 72 günde oluştuğunu söyleyen Tıraş, sıcak ortamların sperm oluşumu üzerinde olumsuz etkisi bulunduğuna dikkati çekti. Hamam ve fırın gibi sıcak ortamlarda çalışan ya da çok sık saunaya giren erkeklerin kısırlık riskiyle karşılaşabileceğini belirten Tıraş, “Vücut ısısı 37 derece ama testislerin sağlıklı sperm üretebilmesi için ısısının birkaç derece daha aşağı olması gerekiyor” diye konuştu.

Bülent Tıraş, tüp bebek konusunda da son dönemde büyük gelişmeler olduğunu kaydetti. En büyük gelişmenin vücuttan alınan kök hücrenin sperm yerine kullanılabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bülent Tıraş, şöyle konuştu: “Bizim hücrelerimizde 46 kromozom var. Ama yumurta ve spermde 23 kromozom var. Anne ve babadan gelen kromozomlar birleştiği zaman 46 kromozomlu bir hücreyi oluşturuyorlar. Şimdi normal insan vücudundan alınan bir kök hücre, kromozom sayısı yarıya indirilerek, sperm yerine kullanılabilecek. Artık bu aşamada belki de yakın bir gelecekte sperme ihtiyaç kalmayabilecek ve böylelikle kişinin eşinden alınacak kök hücrenin veya başka bir hücrenin kromozom sayısı yarıya indirilerek bebek sahibi olmaları sağlanabilecek.”

http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=379

Kısırlık üzerine çalışmalar yürüten bilim adamları, ‘erkeksiz doğuma’ doğru gidiyor. Spermi olmayanın yardımına kök hücre yetişecek…

kısırlık / Ayşegül Aydoğan

Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15′inin sorunu olan kısırlık, dünyada da yüz binlerce çiftin sorunu. Ancak, özellikle ‘kök hücre’ gibi geleceğin tedavileri, kısırlık sorunun çözümünde de umut veriyor.
Kısırlık sorununun yüzde 40 nedeni erkeğe, yüzde 40′ı kadına bağlı. Bugün uygulanan tüp bebek yöntemlerinde, menisinde sperm bulunmayan erkekler de çocuk sahibi olabiliyor. Testislerden biyopsiyle sperm bulmaya yarayan bu yöntemlerde başarı oranı yüzde 50.
Son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri de bu grup hastalarda başarı oranını artırma yönünde. Artık vücuttan alınan kök hücrelerin hatta normal hücrelerin, doku örneklerinin sperm yerine kullanılması gündemde…
Tüp bebeğin babası kabul edilen Prof. Dr. Robert Edwards’ın da katıldığı Antalya’da düzenlenen 4. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde tartışılan son gelişmeleri, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş anlattı…

Kısırlık tedavisinde gelişmeler nereye gidiyor?
- Klonlama dünyanın birçok ülkesinde etik açıdan yasaklanıyor. Klonlama yasaklanınca çalışmalar kök hücrelere kaydı. Kök hücreler vücudun birçok dokusunda bulunup değişik dokulara gidebilme özelliğine ve yeni doku yaratabilme, adapte olabilme potansiyeline sahip. Şimdi üzerinde durulan konulardan biri, bunların spermi olmayan kişilerde nasıl kullanılabileceği. Yeni çalışmalar yakın gelecekte erkeksiz doğuma imkân verecek.

Bu nasıl mümkün olacak?
- Şu anki teknolojide menisinde spermi olmayan erkeklerde testislerden biyopsi alıyoruz. Bu biyopsiden hareketli sperm hücreleri (en son aşamaya gelmiş, olgunlaşmış sperm) bulunup yumurtanın içine mikroenjeksiyon yapılıyor. Ama bu erkeklerin yarısının testislerinde canlı sperm bulunamıyor. Şimdi ise bununla ilgili çalışmalar, ‘Daha erken aşamadaki sperm hücreleri yumurtayı döllemede kullanabilir mi?’ üzerinde yoğunlaşarak spermatagonyum dediğimiz kök hücrelerin kullanımına doğru gidiyor. Kök hücrelerin bir diğer muhtemel kullanım alanları şöyle olacak: Tüp bebek tedavilerinde elde edilen ve kullanılmayan embriyolardan (döllenmiş yumurta ve sperm) elde edilen hücreler var. Bunlar vücutta her türlü dokuya dönüşebiliyor. Dolayısıyla bunları alıp erkek gamet hücrelerine dönüştürebilme üzerinde duruluyor. Eğer bu yapılırsa o zaman, ‘Vücuttaki kök hücrelerden döllemeyi sağlayacak sperm oluşturabilir miyiz?’ sorusu yanıtlanmış olacak.

Peki normal hücrelerin sperm yerine kullanılma çalışmaları ne durumda?
- İnsan hücreleri somatik hücreler ve gamet dediğimiz yumurta ve sperm hücreleri olarak ikiye ayrılır. Gamet hücrelerinin en önemli özelliği ve diğerlerinden farkı, kromozom sayıları yarıya iniyor. Kadından gelen yumurtayla erkekten gelen sperm, 23′er kromozom birleşip 46 kromozomlu yeni bir canlı oluşturuyor. Buradaki temel sorun mayoz bölünme dediğimiz iki aşamalı bir bölünme olması. Yumurta ve sperm bu mayoz bölünmeden geçip 23′e iniyor. En büyük teknolojik problem, acaba vücudun bir dokusundaki hücreyi alıp kromozomlarını yarıya indirebilir miyiz konusuydu. Deneysel çalışmalarda bu başarılmış durumda.

Bu çalışmalar ne zamandır yapılıyor?
- Yaklaşık 20 yıldır. Son zamanlarda bu işlem başarıldı ama bazı teknik problemler var. Bunlardan biri, hücrelerin kromozomları yarıya indikten sonra yaşatılabilmesi ve sperm yerine kullanıldıkları zaman yumurtayı dölleyebilmesi lazım. Bu aşamalar üzerinde çalışılıyor şimdi. Bu konuda önümüzdeki 5 - 10 yıl içinde önemli gelişmeler olacak.

Yeni yöntemler kimler için çare olacak?
- Hem kök hücrelerden sperm elde edilmesi, hem somatik hücrelerden dölleme yeteneğine sahip hücrelerin bulunması, hem de spermatogonyuma kadar gelen spermlerin kullanılması… Bu çalışmaların üçü de özellikle testislerinde sperm elde edilemeyen hastalar için ümit kaynağı olabilir.

Genetik ayıklamayı sağlayacak mı?
- Bunlarla ilgili çalışmalar da var. Bugün mikroenjeksiyon yöntemiyle spermleri seçerken genetik yapılarını kontrol etmiyoruz. Embriyo aşamasında problem çıktığından embriyoya bakıyoruz. Bu embriyolarda yakın gelecekte belki gen tedavisi gündeme gelecek. Örneğin ailesinde meme kanseri varsa meme kanseri genlerine embriyoda bakıp bu genlerin olmadığı embriyolar verilecek. Böylece o embriyoda gelecekte meme kanseri gelişmesi önlenmiş olacak. Bu hem gen hem de tüp bebek teknolojisiyle uygulanabilecek. Bunların hepsinin 10 - 15 yıl içinde pratik kullanıma geçeceğini düşünüyoruz.

Sağlıklı spermler için dikkat edilmesi gerekenler

  • Sigara, alkol kullanımı sperm kalitesini bozan, erkekliği öldüren etkenlerden. Bunların kullanımından uzak durulmalı.
  • Bir araştırmaya göre, kabuklu deniz ürünlerini çok tüketen kişilerde sperm oranları ciddi oranda düşüyor. Kabuklu deniz hayvanlarında cıva, kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller biriktiğinden özellikle sanayinin yoğunlaştığı yerlerden toplanan kabuklu deniz ürünlerinin çok tüketilmemesi öneriliyor.
  • Hormonlu tavuk ve et tüketen erkeklerde bu hormonlar vücutta kadınlık hormonuna dönüşüyor. Erkekler istemeden de olsa östrojen aldıkları için bunlar sperm üretimi üzerine olumsuz etki yapıyor. Ancak beyaz et üreticileri, Türkiye’de bu hormonların kullanılmadığını söylüyor.
  • Sıcak ortamlarda bulunmak, özellikle sık sık saunaya, sıcak su kaynaklarına girmek, testisler ve spermleri olumsuz etkiliyor. Testisler sıcak yer sevmiyor.
  • Uzun yol otobüs ve tır şoförlerinin sürekli oturduğundan slip tarzı çok sıkı iç çamaşırlar yerine şort, boxer şeklinde testislerini sıkıştırıp ısıyı bozmayacak çamaşırlar giymeli.
  • Dizayn bebekler dönemi

    Diğer gelişmeler neler?
    - ‘Dizayn bebek’ olarak nitelenen bir kavram var. Bebeğin genetik yapısına direkt müdahale etme şansına sahip olacağız. Ailede bir hastalık var, örneğin cüce doğuyor. Anne ve babanın tüp bebek tedavisi yapılırken müdahale edilip embriyonun bu özellikleri değiştirilecek. Bugünkü tıp teknolojisi pek çok şeye izin veriyor, cinsiyet seçimi gibi. Cinsiyet seçimini sadece genlerle geçen hastalıklar için kullanıyoruz. Örneğin; hemofili hastalığında erkeklerde gözlendiğinden erkek embriyolar transfer edilmiyor. Yumurtalık naklinde de çok önemli gelişmeler var. Kemoterapi ve radyoterapi gören kadınlarda yumurtalık, erkeklerde ise sperm hücreleri kalıcı olarak ölüyor. Çocuğu olmuyor. Bunu önlemek için erkeklerde spermin dondurulması uygulanıyor. Ülkemizde hâlâ yasal değil. Kadınlar için de ümit geçtiğimiz hafta ABD’den geldi. İlk kez yumurtalık nakli gerçekleştirildi. Erken menopoza giren kadına ikiz kız kardeşinden nakledilen yumurtalığın orada yaşadığı tespit edilmiş durumda. Üç ay içinde de bu kişiden gebelik bekleniyor.

    Kimler nakil için aday olabilir?
    - Kanser tedavisi nedeniyle yumurtalıkları işlevini kaybedenler ve erken menopoza girenler. Erken menopoz Türkiye’de de çok sayıda kadını yakından ilgilendiriyor. Bugün erken menopoza girenler kadınlık fonksiyonlarının devamı yönünden ya hayat boyu dışardan östrojen almak durumunda kalıyorlar ya da kendi yumurtalarıyla kendi genetik yapılarıyla çocuk sahibi olamıyorlardı. Bunlarda yumurta bağışı uygulanıyor ki bu da Türkiye’de yasal değil.

    İnmemiş testis ve kabakulağa çok dikkat…

    Çocuk sahibi olamayan çiftlerde özellikle inmemiş testislerle çok sık karşılaştıklarını anlatan Prof. Bülent Tıraş, öncelikle erkek çocuğu olan ailelerin çocuklarının testislerinin inip inmediğini kontrol ettirmesi gerektiğini vurguluyor. “Bu ileride erkek kısırlığını oluşturan en önemli faktörlerden” diyerek, şöyle devam ediyor: “Testisler karın içinde kalırsa sperm üretme özelliğini tamamıyla kaybediyor. Buluğ çağında fark edilirse geç kalınmış oluyor. 2 - 3 yaşına kadar testisler mutlaka ilaç veya ameliyatla indirilmeli. Vücudun içinde kalan testiste ikinci bir risk de tümör meydana gelebilmesi. Kabakulak aşılarını mutlaka çocuklarda yaptırmak gerekiyor, bu hâlâ devletin aşı programında yok. Kabakulak testislere vurup kalıcı kısırlığa neden oluyor.”

    http://www.milliyet.com.tr/content/saglik/sag013/sag51.html

    Devlet memurları, Bağkur’lular ve yeşil kart sahiplerinden sonra, sigortalılar da, tüp bebek tedavisinde sosyal güvenceden yararlanabilecek.

    Türkiye’de, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan en az 150 bin çift bulunuyor. Bunların da en az 70 binini sigortalı hastaların oluşturduğu tahmin ediliyor.

    SSK’dan tüp bebek müjdesi

    Artık sigortalı hastalar da tüp bebek tedavisinden sosyal güvence kapsamında yararlanabilecek. Türkiye’de tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan 150 bin kişinin tahmini olarak 70 binini sigortalılar oluşturuyor.

    2004 yılında 23 bin tüp bebek uygulaması yapıldığını belirten Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre sigortalı hastaların da tedavi kapsamına alınmasıyla bu sayı en az yüzde 25 oranında artacak.

    Türkiye’de şu an 26’sı devlet, 40’ı özel olmak üzere 66 tüp bebek merkezi bulunuyor.

    Kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL özel sağlık kurumlarında 3 bin 500 YTL’ye uygulanan tüp bebek yönteminde, devlet memurları, bağ-kur ve yeşil kartlılar, ilaçlar için yüzde 20 katkı payı ödüyorlar. Tedavi masrafları için de devletin 1 milyar lira civarında bir katkısı oluyor. SSK’lıların da aynı koşullara tabi olması bekleniyor.

    Ancak sigortalı hastalar için bir kısıtlama söz konusu. Sigortalılar şimdilik Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerle, üniversite hastanelerinde yapılacak tüp bebek tedavisinden yararlanabilecek.

    Türk Jinekoloji Derneği’ne Başkanı Prof Dr Bülent Tıraş’a göre bu kısıtlama “adil” değil. Sigortalı hastalara da devlet memuru, bağ-kur ve yeşil kartlılar gibi özel sağlık kuruluşlarına başvurma hakkının tanınması gerekiyor.

    http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=618

    Umudun diğer adı ‘tüp bebek’

    NERGİHAN ÇELEN

    Bebek sahibi olmak için her yol mubah mı?
    Her tedavi yöntemi tıbben kanıtlanmış mı?
    Dinen yumurta ve sperm nakli doğru mu?

    Çalışan kadının kendini ispatlama ve kariyer çabası, çiftlerin iş hayatlarına ve programlarına ara vermek istememeleri bebek planlarını ileriye atmalarına neden oluyor. Bu ertelemeler sonrasında çocuk sahibi olmak isteyenler ise farklı sorunlarla karşılaşabiliyor. İlerleyen yaşlarla birlikte yavaşlayan üreme sistemi, alınmaya başlanan kilolar, özellikle yoğun iş hayatının getirdiği stres ve düzensizlik, bebek sahibi olmak istenildiğinde karşılaşılan en büyük engeller arasında. Bu ve bazı genetik problemler nedeniyle Türkiye�de her yüz çiftten on beşinin çocuğu olmuyor. Bu sebeple yaklaşık 150 bin çift kısırlık tedavisi görürken, bu hastaların önemli bir kısmı tüp bebek merkezlerine başvurarak evlat sahibi olmayı umut ediyor. Ancak bu hastanelere büyük hayaller kurarak gelen çiftlerin umutları ruhsatsız ve ehliyetsiz merkezler nedeniyle yok oluyor. Bazı merkezler ise Avrupa ve Amerika�da deneme aşamasında olan deneysel yöntemleri ailelere vaat ederek çiftleri yanıltıyor. Üreme Endokrinolojisi, İnfertilite ve Yardımla Üreme Teknikleri Derneği (TSRM) Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, ailelerin merkez seçiminde çok dikkatli olması gerektiğini söylüyor. Ruhsatlı çalışan bazı merkezlerin de ticari kaygılarla başarı kriterlerini değiştirdiğine dikkat çeken Yaralı, �Maalesef birçok merkez başarı ölçütü olarak gebe kalmayı alıyor. Bu, çok yanıltıcı ve yanlış bir yöntem. Çünkü önemli olan gebelik değil bunun canlı doğumla sonuçlanabilmesidir.� diye konuşuyor.

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş ise merkezlerde rekabet nedeniyle etik sorunlar yaşandığını bildiriyor. Türkiye�de her yıl 18 bin ile 20 bin arasında tüp bebek uygulaması yapıldığını aktaran Tıraş, beş yıl öncesine göre merkezlerin sayısının iki katına çıktığını anlatıyor.

    Gittiğiniz tüp bebek merkezinin ruhsatı var mı? Gebelik oranları ne?

    Sağlık Bakanlığı�nın 2005�in Şubat ayından itibaren çocuğu olmayan ailelere tüp bebek uygulamalarında yüzde yirmi oranında yardım etmesi merkezlere olan talebi artırdı. Ülkemizde halen 56�sı özel olmak üzere 80 tane tüp bebek merkezi hizmet veriyor. Bu merkezlerin dışında ruhsatsız çalışan hastanelerin sayısı da her geçen gün artıyor. Ailelerin bu konularda çok seçici ve dikkatli davranması gerektiğini ifade eden TSRM Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, ücretlerin kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL, özel sağlık kurumlarında ise 3 bin 500 YTL�ye kadar çıktığını vurguluyor. Ailelerin, başvurdukları merkezlere Sağlık Bakanlığı�ndan ruhsat alıp almadıklarını sormalarının büyük önem taşıdığını kaydeden Yaralı, çiftlerin gebelik oranlarını muhakkak öğrenmeleri gerektiğini açıklıyor. Prof. Dr. Hakan Yaralı sözlerini şöyle sürdürüyor: �Tüp bebek merkezlerinde son dönemlerde büyük bir artış oldu. 2 yıl içinde sadece büyük şehirlerde değil Anadolu�nun birçok şehrinde yeni merkezler açıldı. Ancak merkez sayısının artması başarı oranlarını değil, ulaşılabilirliği artırdı. Aileler bir merkeze adımını atmadan önce bazı konularda bilgi sahibi olmalıdır. Merkeze mutlaka tüp bebek uygulamasına bağlı doğum oranını ve bu başarıyı elde etmek için kaç tane embriyo naklettiğini sorması gerekiyor.�

    Çocuğu olmayan ailelere tek seçenek olarak tüp bebek yönteminin önerilmesini de eleştiren Yaralı, bireysel özelliklere göre tercih yapılması gerektiğini söylüyor. Geleneksel tedavi yöntemlerinin göz ardı edildiğini dile getiren Hakan Yaralı, �Özellikle 30 yaş altındaki çiftlere öncelikle başka alternatifler sunulmalı. Uzmanlar hastalığın derecesi, etkilenme şiddeti, kısırlık süresi gibi faktörleri göz önünde bulundurarak çifte tüp bebek önermelidir.� ifadelerini kullanıyor.

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş ise gebelik şansını artırmak için anne rahmine fazla sayıda embriyo transferi yapıldığını aktarıyor. Bu uygulamanın çoğul gebelikleri, erken doğumları artırdığını anlatan Tıraş, yöntem sonucunda bebeklerde sağırlık, körlük, zekâ geriliği gibi kalıcı sorunların ortaya çıkabildiğini bildiriyor. İnsan vücudunun tek bir gebeliğe elverişli olduğuna dikkat çeken Tıraş, ikiz gebeliklerin üzerindeki çoğul gebeliklerde belirgin sakatlık artışının olduğunu dile getiriyor. Tıraş, ayrıca ailelerin tüp bebek merkezlerinde embriyoların dondurulabildiğinden de emin olması gerektiğini açıklıyor. Tıraş, �Başarısız bir dondurma yöntemiyle gebelik elde edilemeyen bir program da, transfer ve çözme sonrasında arta kalan embriyolar ziyan oluyor. Bunda ailelerin ekstra şansı da kullanılmış oluyor.� diye konuşuyor.


    Tüp bebekle ilgili merak edilen sorular

    İnfertilite yani kısırlık nasıl ortaya çıkıyor?

    Kısırlık, bir yıl süreyle korunmaksızın düzenli ilişkide bulunulmasına rağmen gebe kalınamaması durumu olarak tanımlanıyor. Sağlıklı bir çiftin bir ay boyunca düzenli ilişkide bulunması durumunda ise gebe kalabilme şansı yaklaşık yüzde 20-25�tir.

    Kısırlık şüphesi ile başvuran çiftlere ilk etapta hangi tetkikler uygulanıyor?

    Kısırlık problemi ile başvuran çiftlerde, sorunun nedenini bulmaya yönelik bazı tetkikler yapılması gerekebilir. Bunlardan ilki erkekte yapılan sperm analizi, kadında da rahim ve tüplerin geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla rahim filmi (histerosalpingografi) çekimidir. Ayrıca yine kadının hormonal durumu ve yumurtalıklarının kapasitesini değerlendirmeye yönelik bazı testler, belli hasta gruplarında adet kanamasının üçüncü gününde yapılıyor.

    Tüp bebek tedavisi ne kadar sürüyor?

    Tüp bebek tedavisinin süresi, hekimin çift için uygun gördüğü protokole göre değişiklik gösteriyor. Genelde ilk ilaçların kullanılmaya başlanılmasından embriyo transferine kadar geçen süre 4-5 hafta arasında.

    Tedavi sırasında tüp bebek merkezinde yatmak gerekiyor mu?

    Hayır. Yalnızca yumurtalar toplandıktan sonra ve embriyo transferi yapıldıktan sonra 3-4 saat hastanede dinlenilmesi yeterli.

    Yumurtalar toplanırken hasta, ağrı duyuyor mu?

    Yumurta toplama işlemi sanılanın aksine çoğu hasta için rahatlıkla yürütülen bir işlemdir. Ayrıca bu işlem sırasında sakinleştirici, ağrı kesici ilaçlar yapılıyor ve bazen de işlem hasta uyutularak gerçekleştiriliyor.

    Tüp bebek tedavisiyle doğan bebekler sağlıklı mıdır?

    Tüp bebek tedavisiyle doğan bebekler yapısal, doğumsal ve genetik anormallikler açısından doğal yolla oluşan bebeklerden bir farklılık göstermez. Yalnızca baba adaylarındaki genetik problemler tüp bebekle oluşan erkek çocuklara geçebilir.

    Tüp bebek gebeliklerinin düşükle sonuçlanma riski daha mı fazla?

    Doğal yolla oluşan gebelikler ne kadar düşük riski taşıyorsa tüp bebek gebeliklerinde de risk aynıdır.


    Yumurta ve sperm nakli doğru mu?

    Kısır olan bazı çiftler, Türkiye�de yasak olduğu için yumurta ve sperm nakli yaptırmak amacıyla yurtdışına gidiyor. Bu işlem en çok Kıbrıs, İsrail, Yunanistan, İngiltere, ABD ve Belçika gibi ülkelerde yapılıyor. Türkiye�den yumurta ve sperm nakli için yılda 2 bin çiftin yurtdışına gittiği tahmin ediliyor. Bunlardan bir kısmı yumurta nakli, bir kısmı da sperm nakli yaptırıyor. Yumurta naklinde, başka bir kadından alınan yumurtalar, erkeğin spermiyle döllendirilerek alıcının rahmine yerleştiriliyor. Sperm naklinde ise başka bir erkeğin spermi kullanılıyor. Sağlık Bakanlığı�nın ilgili yönetmeliğine göre ise tüp bebek tedavisinde başkasının yumurta ve spermlerinin kullanılması yasak. Yöntem, evli çiftlere yalnızca kendi yumurta ve spermleriyle uygulanabiliyor.

    ***

    Ahmed Şahin:
    Uygulamada üçüncü bir şahsın araya girmesi doğru değil

    Tüp bebeğin caiz olabilmesi için işlem, nikâhlı karı-kocanın ortaklığında olmalıdır. Araya yabancı bir kadın, yahut da kocanın girmediği bir tüp bebek yöntemi uygundur. Üçüncü şahsa ait bir alıntı olmamalıdır. Kadın yahut da kocadan birinin yerine yabancı bir kadın ya da yabancı bir erkek girmesi, yabancıya ait bir nesnenin alınarak nikâhlı karı-kocaya mal edilmesi haramdır.

    ***

    İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman:
    Sperm de, yumurta da rahim de karı-kocaya ait olmalı

    Tüp bebek yapılabilmesi için çiftlerin nikâhlı olması şarttır. Bu yolla çocuk sahibi olabilmek için üç unsurun bir araya gelmesi gerekiyor. Bunlar sperm, yumurta ve rahimdir. Bunların her üçü de birbiriyle evli çifte ait olursa tüpte aşılama yoluyla çocuk sahibi olmakta şer�an bir sakınca yoktur. Bu, normal aşılanma yoluyla çocuk sahibi olamayan karı kocaya uygulanan bir tedavi mahiyetindedir. Karısının yumurtasını, tabii yerinde iken kocasının spermiyle aşılamakla, yumurtayı alıp tüpte aşılamak, sonra rahme yerleştirmek arasında bir fark yoktur; yeter ki bütün bu işlemler zarurete yani başka türlü çocuk sahibi olmanın mümkün bulunmadığı vakıasına dayanmış olsun! Tüp bebek uygulaması, yukarıdaki şekillerin dışına çıkıldığı ve araya yabancı unsur sokulduğu yani sperm, yumurta ve rahimden biri, karı koca dışında bir başka şahsa ait olduğu takdirde caiz değildir. Çünkü meşru bir çocuğun gerek sperm ve yumurta, gerekse rahim bakımından karı-kocaya ait olmasında İslam dini bakımından zaruret vardır.

    ***

    Diyanet İşleri Başkanlığı�nın tüp bebek görüşü:
    Başka erkekten sperm alımı doğru değildir

    Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde; döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikâhlı eşlere ait olması yani bunlardan herhangi birinin yabancıya ait olmaması; döllenmiş olan yumurtanın, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde (yumurtanın sahibi olan eşin rahminde) gelişmesi; bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağının tıbben sabit olması şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir. Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması sebebiyle caiz değildir.


    Prof. Dr. Bülent Tıraş:
    Tüp bebek merkezleri altı metot uyguluyor; ama bunların bilimsel geçerliliği yok

    Prof. Dr. Bülent Tıraş, bazı tüp bebek merkezlerinin çiftlerin gebelik şansını artırmak için 6 deneysel tedavi metodu uyguladıklarını belirtiyor. Bu tedavi yöntemleri şunlar:

    * Mıknatıs yöntemi
    Bu yöntemde sperm seçiminde özel bir solüsyon kullanılıyor. Genetik olarak sağlıklı spermlerin seçildiği iddia ediliyor. Şimdiye kadar çok az hastaya uygulandığı için yeterli araştırma yok.

    * Lazer destekli yuvalama
    Embriyonun zona denilen dış kabuğunun bir bölümünün kesilerek daha rahat kabuğundan çıkması esasına dayanıyor. Bilimsel geçerliliği yok.

    * Yapay rahim yöntemi (co-culture)
    Endometrium (rahim zarı) dokusundan alınan hücrelerin, embriyoların gelişmesi ve tutunması için bazı özel maddeler salgıladığı iddiasına dayanıyor.

    * İlaçsız tüp bebek
    In Vitro Matürasyon (IVM) yöntemi deniyor. Polikistik over sorunu bulunan kadınlarda yumurtaların ilaç verilmeden toplanıp laboratuvarda geliştirilmesi esasına dayanıyor. Kanıtlanmış tedavilerin başarı oranı yüzde 60-70 olarak bildirilirken, en iyi merkezlerde bile yüzde 35 gebelik sağlayan IVM yöntemi, özellikle de çok az yumurtası olan kadınlarda mucize yöntem gibi sunuluyor.

    * Embriyo glu
    Embriyonun rahime tutunmasını kolaylaştırdığı öne sürülen bir madde. Embriyonun tutunmasını artırdığı yönünde bilimsel kanıt yok.

    * HLA-G yöntemi
    Embriyolar bulundukları ortama HLA-G adı verilen proteini salgılıyor. Eğer bu proteinin oranı yüksekse embriyonun tutunma oranı yüksek oluyor. Yöntem jinekologlar tarafından kabul görmüş değil.

    http://ailem.zaman.com.tr/?bl=7&hn=5078

    Prof. Dr. Bülent Tıraş, çoğul gebeliklerde prematüre doğum riskinin yüksek olduğunu söyledi. Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı) Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Tıraş, tüp bebek uygulaması sırasında gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmanın önemli sorunlar getirdiğini belirtti.

    Embriyo sayısının artırılmasının, “çoğul gebelik” ihtimalini yükselttiğini ifade eden Tıraş, “Çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır.” dedi.

    Bebeklerin yüzde 10′u düşük kilolu doğuyor

    Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Neonatoloji (Yenidoğan Bebek) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök, Türkiye’de “her yıl doğan yaklaşık 1,3 milyon bebekten, en az 130 bininin düşük doğum ağırlıklı ve bu bebeklerin üçte ikisinin prematüre olduğunu” bildirdi.

    Murat Yurdakök, Neonatoloji (Yenidoğan Bebek Hastalıkları) alanında 1970′li yıllarda başlayan bilimsel ve teknolojik gelişmelerle çok küçük prematüre bebeklerin yaşatılmasının mümkün hale geldiğini kaydetti.

    Yenidoğanların yaşatılabilmesi için, bebeğin organlarının yeterince oluşması gerektiğini ifade eden Yurdakök, Amerikan Pediatri Akademisi’nin, gebelik yaşları 23 haftanın veya doğum ağırlıkları 400 gramın altında olan bebeklerin doğumdan sonra yaşatılmaya çalışılmamasını önerdiğini anlattı. Yurdakök, bu sınırın bazı Avrupa ülkelerinde 500-600 gram olduğunu belirterek, “Bebek küçüldükçe sıklıkları ve şiddetleri artan beyin içi kanamalar ve beyin dokusundaki zedelenmeler sinirsel sakatlıkların başlıca nedenidir. Bu bebeklerde kandaki oksijen düzeyleri normal düzeylerde bile olsa göz diplerinde körlüğe kadar gidebilen değişiklikler olabilmekte; ağır işitme bozuklukları görülebilmektedir.” diye konuştu.

    Prof. Dr. Yurdakök, son yıllarda “tüp bebek” gibi yardımcı üreme tekniklerinin fazla kullanılması sonucunda çoğul gebeliklerin erken doğum riskini artırdığını belirterek, “Bu da ölüme ve yaşam boyu ağır sakatlıklara sahip olacak bebeklere neden olmaktadır.” dedi.

    Erken doğumun ne zararı var?

    El Bebek Gül Bebek Derneği Yönetim Kurulu üyesi Yenidoğan Uzmanı Dr. Gülnihal Şarman’ın verdiği bilgiye göre, 37. haftadan önce doğan bebekler prematüre olarak kabul ediliyor. Prematüre doğumlarda ilk haftalarda; beyin kanaması, solunum yetersizliği sindirim, beslenme, dolaşım, bağışıklık, kalpte sorunlar ve hayatı tehdit eden enfeksiyonlar görülebiliyor. Uzun dönemde ise görme, işitme veya beyin hasarına bağlı zihinsel gelişim geriliği, hareket bozuklukları, spastisite nedeniyle yürüyememe, dikkat dağınıklığı görülebiliyor. Pınar Kaman, Ankara, Cihan

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=722850

    2003 yılında fareler üzerinde rahim nakli ile gebeliğin sağlandığını söyleyen bilim adamları, 3-5 yıl sonra, rahmi olmayan kadınların, nakil sonrası gebe kalabileceği müjdesini verdiler

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneğince bu yıl 6′ncısı düzenlenen “Türk Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi”nde, Türkiye’de ilk kez “yumurtalık ve rahim nakli” konuları gündeme getirildi. Antalya’da düzenlenen kongrede, “kısırlık ve tüp bebek uygulamalarındaki yenilikler”, riskli gebeliklerde yaklaşım” gibi konuların dışında, yurt dışında ilk uygulamaları yapılan “yumurtalık ve rahim nakli” konuları da tartışıldı.

    İLK NAKİL SUUDİ ARABİSTAN’DA

    Rahim naklinin dünyada ilk kez 2000 yılında Suudi Arabistan’da yapıldığını ancak uygulamadan 60 gün sonra nakil yapılan kadının vücudunun rahmi reddettiğini anlatan TJOD Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş , son yıllarda İsveç’teki çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini söyledi. Rahim nakli konusunda İsveç’teki çalışmaları yürüten Prof. Dr. Mats Brannstorm da rahim nakli üzerine araştırmalara dünyada ilk kez 1998 yılında düşünülmeye başlandı” dedi.

    Brannstorm, nakillerin hayvanlar üzerinde denendiğini, 2003′te fareler üzerindeki nakillerde gebeliğin sağlandığını ifade ederek, maymunlar üzerinde de 10 deneme yapıldığını ancak henüz gebeliğin sağlanamadığını kaydetti. Brannstorm, 3-5 sene sonra, insanlarda da başarılı rahim nakillerinin yapılmasını beklediklerini söyledi. Devamını Oku…

    Tüp bebek deneme sayısının 3′ten 2′ye indirilmesini öngören yasa temmuza ertelendi. Ama birçok kurum, yasa yürürlükteymiş gibi davranıp anne adaylarına 3′üncü deneme hakkını vermiyor

    Anayasa Mahkemesi kararıyla 1 Temmuz 2007′ye ertelenen Genel Sağlık Sigortası (GSS) Yasası’nın 63. maddesinde yer alan tüp bebek deneme sayısının indirilmesini öngören uygulama, yasa ertelenmesine rağmen başladı.
    Tüp bebek deneme sayısını 3′ten 2′ye indiren ve 23-39 yaş sınırlaması getiren yeni yasaya uzmanlar, “çiftlerin bebek sahibi olma şansını azaltacağı” gerekçesiyle karşı çıkmıştı. GSS Yasası ertelenmesine rağmen uygulamanın bazı kurumlarda başladığını söyleyen Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, konuyla ilgili olarak vatandaşları uyardı. Prof. Tıraş, yasanın yürürlüğe gireceği temmuz ayına kadar 3 deneme hakkının devam ettiğini ve çiftlerin bu şanslarını mutlaka kullanmaları gerektiğini bildirdi.
    Halen çiftlerin 40 yaş üst sınırı haklarının da devam ettiği yönünde uyaran Prof. Tıraş şöyle dedi: “Bağkur, Emekli Sandığı gibi geri ödeme kuruluşlarına müracaat eden vatandaşa, “Hakkınız ikiye indi. Artık 3 denemeyi yapamazsınız” deniyor. Bu yönde bize başvurular var. Hakkın devam etmesi lazım. Çünkü kanun yürürlüğe girmedi. Bazı merkezler sanki yasa şu anda uygulamadaymış gibi hareket ediyorlar” dedi.
    Tıraş, yasanın ertelenmesiyle birlikte tüp bebek sahibi olmak isteyen SSK’lıların özel merkezlerden yararlanma umutlarının da 6 ay daha geciktiğini kaydetti.

    Hükümet, 2 yıldır ödediği tüp bebek tedavisi ücretlerinde, yılbaşından itibaren üç yerine iki uygulamayı karşılayacak. Doktorlar tepkili: Gebelik şansı azalır!

    Ocak 2007′den itibaren tek çatı altında toplanacak olan Yeşil Kart, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup kişilere tüp bebek uygulamasında tanınan 3 deneme hakkı için ödenen katkı payı, sadece 2 uygulama için geçerli olacak. Doktorlar, deneme sayısının yanı sıra kanunun getirdiği 23 - 39 yaş sınırlamasına da tepki gösteriyor. Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaş sınırlamasına ilişkin olarak, “Neden alt sınır 20 değil, 23 yaş. Önceki yönetmelikte üst sınır 40 yaştı, neden şimdi 39 oldu? Bilimsel olarak son sınır 43 yaştır, neye göre 39 yaptılar? Önceki yönetmelikte alt limit yaşı yoktu, 3 yıllık evli olma şartı vardı. Kadın evlenmiş, 19 yaşında. Kocasında sperm yoksa neden 23 yaşına kadar bekleyecekler?” dedi.

    ‘Görüş alınmadı’
    Herhangi bir görüş alınmaksızın bu kanunun çıktığını ifade eden Prof. Bülent Tıraş, deneme sayısının 2′yle sınırlandırılması durumunda kişilerin gebelik ve bebek şansının düştüğüne dikkat çekerek, “İyi bir merkezde bir uygulamada yüzde 50 - 55 olan şans, iki uygulamada toplamda yüzde 75′e, 3 uygulamada ise yüzde 87.5 - 90 oranlarına çıkar. İki uygulamada bırakmak, gebelik şansının toplamda yüzde 15 - 20 azalması demektir” diye konuştu.Türkiye’de özellikle erkeklerde kısırlığın arttığını, 1.5 milyon çiftin kısır olduğunun tahmin edildiğini bildiren Prof. Tıraş, “Tüp bebek tedavisine ihtiyacı olan kişiler ekonomik nedenlerle tedaviye ulaşamıyor” şeklinde konuştu.

    Tüp bebek tedavisi bekleyen 75 bin çift, özel merkezlerle SSK’nın anlaşamaması yüzünden mağdur durumda. Prof. Dr. Bülent Tıraş: SSK’da sevk kaosu yaşanıyor 26/02/2006

    RADİKAL - ANKARA - Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Bülent Tıraş, SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın gecikmesi nedeniyle, tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.
    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Bülent Tıraş, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’na bağlı vatandaşlar ile yeşil kart sahiplerinin tüp bebek masraflarının, bu resmi kurumlar tarafından karşılandığını, yeni düzenlemeyle SSK’nın da masrafları karşılamaya başladığını anımsattı. SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın geciktiğini kaydeden Tıraş, bu nedenle tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.

    ‘Merkez sayısı yeterli değil’
    Tıraş, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı 68 tüp bebek merkezinin sayısının, tedavi bekleyen yaklaşık 150 bin çift için yeterli olmadığını belirterek ortalama 75 bin SSK’lı çiftin sadece 24 kamu merkezinde tedavilerini sürdürmelerini beklemenin haksızlık olduğunu vurguladı. Tıraş, tüp bebek tedavi masraflarının resmi kurumlarca karşılanması konusunda henüz yeterli bilinç düzeyine ulaşılamadığını dile getirerek, şunları söyledi: “Yasal düzenlemeye göre, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyduğuna dair rapor alan hastaların tedavi masrafları resmi kurumlarınca karşılanır. Ancak, bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmadığı için sorun yaşanıyor. Sevk işlemini yapan kişiler, hastaları doğrudan tüp bebek merkezlerine sevk yapabileceklerinin farkında değiller ya da bazı doktorlar, raporu bulunduğu halde özellikle SSK’lı hastaları tüp bebek merkezlerine sevk etmiyor. SSK’lı hastalar doğrudan doğumevine doktora gidiyor, doktorlar ya uygulamayı bilmiyor veya bildikleri halde hastalara kasıtlı zorluk çıkarıyor. Bu sorunlar nedeniyle, tedavi görmesi gereken hastalar günlerce, hatta aylarca sevk çilesi çekiyor. Tüp bebek merkezinde tedavisi başlayan kimi hastalar tedavi sürerken sevkin süresi bittiğinde sevkini yeniletmek için aynı çileyi bir kez daha yaşıyor.”

    İlaç giderleri de sorun
    Tüp bebek tedavisi gören hastaların ilaç giderlerinin karşılanması konusunda da sorunlar yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Tıraş, hastalara yazılan ilaçların, komik gerekçelerle resmi kurumlarca ödenmediğini savundu. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinde bazı durumlarda sorun erkekte olsa bile kadına ilaç kullandırılmak gerektiğini, bu durumlarda, SSK’nın ’sorun erkekte ise kadın ilaç kullanamaz’ diye ilaç ücretini ödemediğini söyledi.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=179795&tarih=26/02/2006

    Tüp bebek tedavisi bekleyen 75 bin çift, özel merkezlerle SSK’nın anlaşamaması yüzünden mağdur durumda. Prof. Dr. Bülent Tıraş: SSK’da sevk kaosu yaşanıyor

    RADİKAL - ANKARA - Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Bülent Tıraş, SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın gecikmesi nedeniyle, tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.
    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Bülent Tıraş, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’na bağlı vatandaşlar ile yeşil kart sahiplerinin tüp bebek masraflarının, bu resmi kurumlar tarafından karşılandığını, yeni düzenlemeyle SSK’nın da masrafları karşılamaya başladığını anımsattı. SSK’nın özel merkezlerle yapması beklenen anlaşmanın geciktiğini kaydeden Tıraş, bu nedenle tüp bebek tedavisi bekleyen yaklaşık 75 bin çiftin mağdur olduğunu söyledi.

    ‘Merkez sayısı yeterli değil’
    Tıraş, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı 68 tüp bebek merkezinin sayısının, tedavi bekleyen yaklaşık 150 bin çift için yeterli olmadığını belirterek ortalama 75 bin SSK’lı çiftin sadece 24 kamu merkezinde tedavilerini sürdürmelerini beklemenin haksızlık olduğunu vurguladı. Tıraş, tüp bebek tedavi masraflarının resmi kurumlarca karşılanması konusunda henüz yeterli bilinç düzeyine ulaşılamadığını dile getirerek, şunları söyledi: “Yasal düzenlemeye göre, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyduğuna dair rapor alan hastaların tedavi masrafları resmi kurumlarınca karşılanır. Ancak, bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmadığı için sorun yaşanıyor. Sevk işlemini yapan kişiler, hastaları doğrudan tüp bebek merkezlerine sevk yapabileceklerinin farkında değiller ya da bazı doktorlar, raporu bulunduğu halde özellikle SSK’lı hastaları tüp bebek merkezlerine sevk etmiyor. SSK’lı hastalar doğrudan doğumevine doktora gidiyor, doktorlar ya uygulamayı bilmiyor veya bildikleri halde hastalara kasıtlı zorluk çıkarıyor. Bu sorunlar nedeniyle, tedavi görmesi gereken hastalar günlerce, hatta aylarca sevk çilesi çekiyor. Tüp bebek merkezinde tedavisi başlayan kimi hastalar tedavi sürerken sevkin süresi bittiğinde sevkini yeniletmek için aynı çileyi bir kez daha yaşıyor.”

    İlaç giderleri de sorun
    Tüp bebek tedavisi gören hastaların ilaç giderlerinin karşılanması konusunda da sorunlar yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Tıraş, hastalara yazılan ilaçların, komik gerekçelerle resmi kurumlarca ödenmediğini savundu. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinde bazı durumlarda sorun erkekte olsa bile kadına ilaç kullandırılmak gerektiğini, bu durumlarda, SSK’nın ’sorun erkekte ise kadın ilaç kullanamaz’ diye ilaç ücretini ödemediğini söyledi