12
20
| Prof. Dr. Hakan Yaralıhttp:
//www.medimagazin.com.tr/mm-prof-dr-hakan-yarali-h-54243.html
|
|
Akademisyenlerimizi tanıttığımız köşemizin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı
Röp.: Mete Generaloğlu Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz? Sizce işinizin en zor tarafı nedir? Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız? Bunun yanı sıra akademisyen klinisyen ise klinik hizmetlerde iyi hekimlik uygulamalarını yapmış olması da önem arz ediyor. İyi hasta ilişkileri, yönetim, dernek fonksiyonlarında başarılı olmak da işin diğer kısımlarını kapsıyor. Üniversitelerde bizler asistan eğitimi de yapmaktayız. Akademisyenin gerek sözlü, gerek hasta uygulamalarında iyi bir rehber olabilecek, model olabilecek şekilde eğitici ve öğretici olması gereklidir diye düşünüyorum. Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı? Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu? Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var? Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir? Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi? Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız? Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz? Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı? Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu? Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz? Teşekkürler. |
|
![]() Akademisyenlerimiz |
22
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15’inde kısırlık sorunu bulunduğuna dikkat çekerek, “Bunların da yaklaşık yüzde 40’ı erkeğe bağlı” dedi. Geçtiğimiz yüzyıldaki sperm sayısının bu yüzyılda neredeyse yarı yarıya azaldığını belirten Prof. Dr. Bülent Tıraş, “normal insan vücudundan alınan bir kök hücre, kromozom sayısı yarıya indirilerek, sperm yerine kullanılabilecek” dedi.
Antalya Belek’te gerçekleştirilen “4. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi”ne katılan Prof. Dr. Bülent Tıraş, kısırlık üzerine ilginç bilgiler verdi. Araştırmaların, geçen yüzyıldaki sperm sayısının bu yüzyılda neredeyse yarı yarıya azaldığını gösterdiğini belirten Bülent Tıraş, Türkiye’de menisinde sperm çıkmayan erkeklerden alınan biyopside, testislerden sperm çıkmama oranının yüzde 40 civarında olduğunu belirtti. Tıraş, şunları söyledi: “Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15’inde kısırlık sorunu var. Bunların da yaklaşık yüzde 40’ı erkeğe bağlı. Türkiye’de 10 milyon çift olduğu varsayılırsa, 1.5 milyon çiftin çocuk sahibi olamama sorunuyla karşılaştığı ortaya çıkar. Geçmişte kısırlığın sebebi olarak kadınlar görülüyordu. Erkekler, çocuk olmayınca hanımını değiştirme yoluna gidiyorlardı. Bunun şimdi değiştiğini görüyoruz. Kırsal kesimden bile bize müracaat eden hanımlar, yanlarında eşlerini de getiriyorlar. Bu önemli bir gelişme. Erkeklerin de istemeden de olsa bunu kabul ettiklerini gösteriyor.”
Çocuk yaşta geçirilen kabakulak veya inmemiş testisin sperm sayısındaki düşüşle yakından ilgisi bulunduğuna dikkati çeken Bülent Tıraş, testislerin çocukluğun ilk 6 ayı içinde inmemesi halinde sperm oluşumunda kalıcı sorunlar yaşanabileceğini kaydetti. Çevre kirliliğinin sperm oluşumuna etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tıraş, “Özellikle midye gibi deniz ürünleri riskli. Çünkü midyenin deniz kirliliği bulunan yerlerde suyu süzen bir yapısı var. Bu da midyedeki cıva ve kurşun gibi ağır metallerin vücuda girmesine neden olur” dedi.
Bir sperm hücresinin 72 günde oluştuğunu söyleyen Tıraş, sıcak ortamların sperm oluşumu üzerinde olumsuz etkisi bulunduğuna dikkati çekti. Hamam ve fırın gibi sıcak ortamlarda çalışan ya da çok sık saunaya giren erkeklerin kısırlık riskiyle karşılaşabileceğini belirten Tıraş, “Vücut ısısı 37 derece ama testislerin sağlıklı sperm üretebilmesi için ısısının birkaç derece daha aşağı olması gerekiyor” diye konuştu.
Bülent Tıraş, tüp bebek konusunda da son dönemde büyük gelişmeler olduğunu kaydetti. En büyük gelişmenin vücuttan alınan kök hücrenin sperm yerine kullanılabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bülent Tıraş, şöyle konuştu: “Bizim hücrelerimizde 46 kromozom var. Ama yumurta ve spermde 23 kromozom var. Anne ve babadan gelen kromozomlar birleştiği zaman 46 kromozomlu bir hücreyi oluşturuyorlar. Şimdi normal insan vücudundan alınan bir kök hücre, kromozom sayısı yarıya indirilerek, sperm yerine kullanılabilecek. Artık bu aşamada belki de yakın bir gelecekte sperme ihtiyaç kalmayabilecek ve böylelikle kişinin eşinden alınacak kök hücrenin veya başka bir hücrenin kromozom sayısı yarıya indirilerek bebek sahibi olmaları sağlanabilecek.”
http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=379
22
Kısırlık üzerine çalışmalar yürüten bilim adamları, ‘erkeksiz doğuma’ doğru gidiyor. Spermi olmayanın yardımına kök hücre yetişecek…
kısırlık / Ayşegül Aydoğan
Türkiye’de her 100 çiftten yaklaşık 15′inin sorunu olan kısırlık, dünyada da yüz binlerce çiftin sorunu. Ancak, özellikle ‘kök hücre’ gibi geleceğin tedavileri, kısırlık sorunun çözümünde de umut veriyor.
Kısırlık sorununun yüzde 40 nedeni erkeğe, yüzde 40′ı kadına bağlı. Bugün uygulanan tüp bebek yöntemlerinde, menisinde sperm bulunmayan erkekler de çocuk sahibi olabiliyor. Testislerden biyopsiyle sperm bulmaya yarayan bu yöntemlerde başarı oranı yüzde 50.
Son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri de bu grup hastalarda başarı oranını artırma yönünde. Artık vücuttan alınan kök hücrelerin hatta normal hücrelerin, doku örneklerinin sperm yerine kullanılması gündemde…
Tüp bebeğin babası kabul edilen Prof. Dr. Robert Edwards’ın da katıldığı Antalya’da düzenlenen 4. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde tartışılan son gelişmeleri, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş anlattı…
Kısırlık tedavisinde gelişmeler nereye gidiyor?
- Klonlama dünyanın birçok ülkesinde etik açıdan yasaklanıyor. Klonlama yasaklanınca çalışmalar kök hücrelere kaydı. Kök hücreler vücudun birçok dokusunda bulunup değişik dokulara gidebilme özelliğine ve yeni doku yaratabilme, adapte olabilme potansiyeline sahip. Şimdi üzerinde durulan konulardan biri, bunların spermi olmayan kişilerde nasıl kullanılabileceği. Yeni çalışmalar yakın gelecekte erkeksiz doğuma imkân verecek.
Bu nasıl mümkün olacak?
- Şu anki teknolojide menisinde spermi olmayan erkeklerde testislerden biyopsi alıyoruz. Bu biyopsiden hareketli sperm hücreleri (en son aşamaya gelmiş, olgunlaşmış sperm) bulunup yumurtanın içine mikroenjeksiyon yapılıyor. Ama bu erkeklerin yarısının testislerinde canlı sperm bulunamıyor. Şimdi ise bununla ilgili çalışmalar, ‘Daha erken aşamadaki sperm hücreleri yumurtayı döllemede kullanabilir mi?’ üzerinde yoğunlaşarak spermatagonyum dediğimiz kök hücrelerin kullanımına doğru gidiyor. Kök hücrelerin bir diğer muhtemel kullanım alanları şöyle olacak: Tüp bebek tedavilerinde elde edilen ve kullanılmayan embriyolardan (döllenmiş yumurta ve sperm) elde edilen hücreler var. Bunlar vücutta her türlü dokuya dönüşebiliyor. Dolayısıyla bunları alıp erkek gamet hücrelerine dönüştürebilme üzerinde duruluyor. Eğer bu yapılırsa o zaman, ‘Vücuttaki kök hücrelerden döllemeyi sağlayacak sperm oluşturabilir miyiz?’ sorusu yanıtlanmış olacak.
Peki normal hücrelerin sperm yerine kullanılma çalışmaları ne durumda?
- İnsan hücreleri somatik hücreler ve gamet dediğimiz yumurta ve sperm hücreleri olarak ikiye ayrılır. Gamet hücrelerinin en önemli özelliği ve diğerlerinden farkı, kromozom sayıları yarıya iniyor. Kadından gelen yumurtayla erkekten gelen sperm, 23′er kromozom birleşip 46 kromozomlu yeni bir canlı oluşturuyor. Buradaki temel sorun mayoz bölünme dediğimiz iki aşamalı bir bölünme olması. Yumurta ve sperm bu mayoz bölünmeden geçip 23′e iniyor. En büyük teknolojik problem, acaba vücudun bir dokusundaki hücreyi alıp kromozomlarını yarıya indirebilir miyiz konusuydu. Deneysel çalışmalarda bu başarılmış durumda.
Bu çalışmalar ne zamandır yapılıyor?
- Yaklaşık 20 yıldır. Son zamanlarda bu işlem başarıldı ama bazı teknik problemler var. Bunlardan biri, hücrelerin kromozomları yarıya indikten sonra yaşatılabilmesi ve sperm yerine kullanıldıkları zaman yumurtayı dölleyebilmesi lazım. Bu aşamalar üzerinde çalışılıyor şimdi. Bu konuda önümüzdeki 5 – 10 yıl içinde önemli gelişmeler olacak.
Yeni yöntemler kimler için çare olacak?
- Hem kök hücrelerden sperm elde edilmesi, hem somatik hücrelerden dölleme yeteneğine sahip hücrelerin bulunması, hem de spermatogonyuma kadar gelen spermlerin kullanılması… Bu çalışmaların üçü de özellikle testislerinde sperm elde edilemeyen hastalar için ümit kaynağı olabilir.
Genetik ayıklamayı sağlayacak mı?
- Bunlarla ilgili çalışmalar da var. Bugün mikroenjeksiyon yöntemiyle spermleri seçerken genetik yapılarını kontrol etmiyoruz. Embriyo aşamasında problem çıktığından embriyoya bakıyoruz. Bu embriyolarda yakın gelecekte belki gen tedavisi gündeme gelecek. Örneğin ailesinde meme kanseri varsa meme kanseri genlerine embriyoda bakıp bu genlerin olmadığı embriyolar verilecek. Böylece o embriyoda gelecekte meme kanseri gelişmesi önlenmiş olacak. Bu hem gen hem de tüp bebek teknolojisiyle uygulanabilecek. Bunların hepsinin 10 – 15 yıl içinde pratik kullanıma geçeceğini düşünüyoruz.
Sağlıklı spermler için dikkat edilmesi gerekenler
|
Diğer gelişmeler neler? Kimler nakil için aday olabilir? İnmemiş testis ve kabakulağa çok dikkat… Çocuk sahibi olamayan çiftlerde özellikle inmemiş testislerle çok sık karşılaştıklarını anlatan Prof. Bülent Tıraş, öncelikle erkek çocuğu olan ailelerin çocuklarının testislerinin inip inmediğini kontrol ettirmesi gerektiğini vurguluyor. “Bu ileride erkek kısırlığını oluşturan en önemli faktörlerden” diyerek, şöyle devam ediyor: “Testisler karın içinde kalırsa sperm üretme özelliğini tamamıyla kaybediyor. Buluğ çağında fark edilirse geç kalınmış oluyor. 2 – 3 yaşına kadar testisler mutlaka ilaç veya ameliyatla indirilmeli. Vücudun içinde kalan testiste ikinci bir risk de tümör meydana gelebilmesi. Kabakulak aşılarını mutlaka çocuklarda yaptırmak gerekiyor, bu hâlâ devletin aşı programında yok. Kabakulak testislere vurup kalıcı kısırlığa neden oluyor.” http://www.milliyet.com.tr/content/saglik/sag013/sag51.html |
22
Devlet memurları, Bağkur’lular ve yeşil kart sahiplerinden sonra, sigortalılar da, tüp bebek tedavisinde sosyal güvenceden yararlanabilecek.
Türkiye’de, tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan en az 150 bin çift bulunuyor. Bunların da en az 70 binini sigortalı hastaların oluşturduğu tahmin ediliyor.
SSK’dan tüp bebek müjdesi
Artık sigortalı hastalar da tüp bebek tedavisinden sosyal güvence kapsamında yararlanabilecek. Türkiye’de tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan 150 bin kişinin tahmini olarak 70 binini sigortalılar oluşturuyor.
2004 yılında 23 bin tüp bebek uygulaması yapıldığını belirten Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre sigortalı hastaların da tedavi kapsamına alınmasıyla bu sayı en az yüzde 25 oranında artacak.
Türkiye’de şu an 26’sı devlet, 40’ı özel olmak üzere 66 tüp bebek merkezi bulunuyor.
Kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL özel sağlık kurumlarında 3 bin 500 YTL’ye uygulanan tüp bebek yönteminde, devlet memurları, bağ-kur ve yeşil kartlılar, ilaçlar için yüzde 20 katkı payı ödüyorlar. Tedavi masrafları için de devletin 1 milyar lira civarında bir katkısı oluyor. SSK’lıların da aynı koşullara tabi olması bekleniyor.
Ancak sigortalı hastalar için bir kısıtlama söz konusu. Sigortalılar şimdilik Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerle, üniversite hastanelerinde yapılacak tüp bebek tedavisinden yararlanabilecek.
Türk Jinekoloji Derneği’ne Başkanı Prof Dr Bülent Tıraş’a göre bu kısıtlama “adil” değil. Sigortalı hastalara da devlet memuru, bağ-kur ve yeşil kartlılar gibi özel sağlık kuruluşlarına başvurma hakkının tanınması gerekiyor.
http://www.anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=618
Akademisyenlerimizi tanıttığımız köşemizin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı
